Mutluluk, Felsefe ve Gelecek

      Yorum yok Mutluluk, Felsefe ve Gelecek

Bilimsel araştırmanın nicel ve nitel olmak üzere iki temel türü var. Nicel araştırma sayı, kg, metre, saat vb. gibi konuya uygun birimler cinsinden ölçme yaklaşımı üzerine kurgulanmış. Nicel gözlem, ölçmeye dayanarak yapılan ve sonucu sayısal olarak belirtilen nesnel bilimsel veri toplama işidir. Ölçme sonucunda elde edilen verilerle modeller kurulabilir; karşılaştırmalar ve oranlamalar yapabilir; tablolar düzenlenebilir ve sayısal tabanlı grafikler çizilebilir. Nicel sonuçlar, daha önce belirlenmiş ve kabul edilmiş standartlara dayandığından kişilere göre değişmez.

Nitel araştırma ise ölçme yaklaşımını kullanmaz. ‘Güzel, sıcak, büyük’ vb. gibi tespitlerini duyu organlarına dayandırır. Duyu temelli olduğu için ‘bulgular’ kişilere göre değişebilir.

Bir araştırma açısından nitel ve nicel yaklaşım birbirini dışlamaz. Kimi zaman biri, bazı durumlarda ikisi birden kullanılabilir. Bu konudaki seçim; araştırılan konunun özellikleri, araştırmanın yaklaşımı ve araştırmacının tercihleri ile yapılır. Bazı durumlarda ise içinde yer alınan bilim veya disiplin dalı araştırma yaklaşımının belirlenmesinde etkili olur. Örneğin mutluluk gibi bir konuyu psikoloji, felsefe, biyoloji, antropoloji ya da sanat birbirinden farklı yaklaşımlarla ele alabilirler.

Zor Kavramlar

Mutluluk gibi çok tartışılmış bir kavram konusunda TDK Sözlüğü’nden yardım istediğimizde şöyle bir tanımlama ile karşılaşıyoruz: “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik”. Bir başka tanıma baktığımda, mutluluğun zihinsel duygusal olarak iyi olma durumu olarak tanımladığını görüyorum. Bu durumun dışavurumu olarak olumlu veya hoş duyguların memnuniyetten coşkulu neşeye kadar değişebilen çeşitliliği gösteriliyor.

Kişilerin mutluluğundan söz ederken “mutlu”, “daha mutlu” veya “çok mutlu” gibi nitel betimlemeler kullanıyoruz. Ama bu tespitler yukarıda da söz edildiği gibi kişiye göre değişebilen nitelemelerdir. Bir referansa veya standarda dayalı olmadığından, kişinin iki farklı zamandaki mutluluk düzeylerini veya iki farklı kişinin mutluluk karşılaştırmasını yapmak mümkün olmaz. Sadece az ya da çok gibi belirsiz nitelemeler yapabiliriz.

Diğer yandan mutluluğu bir ‘durum’ olarak tanımlıyorsak, bu durumu ölçülebilirlik temelinde belirleyen değişkenler ve / veya ortaya koyan göstergeler olmalıdır. Sistem Teorisi’nden kaynaklandığı biçimiyle bu değişkenler ve göstergeler bir durumla bir başkasını karşılaştırmamızı sağlar. Öyleyse; hangi nicel değişken veya göstergeleri kullanarak mutluluğu ölçebiliriz? Hangi bilim veya disiplin dalında bu amaca yönelik yöntem, teknik veya araçlar geliştirilmiş? (Ama “Ölçmeli miyiz?” şeklinde bir soru da eklemeliyiz.)

Psikoloji ve Felsefe

Mutluluk tartışmasının bağlamını Antik Çağlarda felsefe belirledi. Daha sonra psikolojinin felsefeden ayrılması ile birlikte mutluluğu tartışan iki ayrı ana alan oluştu. 20’inci yüzyılla birlikte psikolojinin yaklaşımlarından yararlanan –iktisat, pazarlama, iletişim gibi– başka disiplinler de mutluluk gündeminin içinde yer aldılar.

Psikolojinin mutluluğu belirleme yaklaşımlarının temelinde mutluluk testleri ile yapılan ölçümler yer alıyor. Ruh halini mutluluğa yönlendirdikleri düşünülen olumlu etkiler, nicel esaslı testlerle tespite çalışılıyor. Bu ‘olumlu etkilerin’ altını deşelediğimizde ise mutluluk yerine büyük oranda ‘hazzın’ ölçülmeye çalışıldığını görüyoruz. Bu da psikolojinin bulgularının neden iktisat, pazarlama ve pazarlama iletişimi tarafından kullanıldığını gösteriyor. Tüketim toplumu temel dayanaklarını bu ‘ölçülmeye çalışılan sayısal’ haz tespitlerinde buluyor. Mutluluk haz türlerinin toplamı mıdır? Bu konuda yapılan araştırmalar bunu doğrulamıyor.

Felsefe ise mutluluk kavramına insan, yaşam ve gelişim üçlemesi ile daha farklı bakıyor. Mutluluk, anlık hazların toplamından daha büyük bir ‘şey’ olmalı. Psikoloji bize neyin kendimizi ‘iyi’ hissetmemizi sağladığına dair ipuçları verirken, felsefe sürdürülebilir bir mutlu yaşamı tartışmaya ve betimlemeye gayret ediyor. Bilimsel gelişmelerle birlikte yaşamın pek çok alanını terk eden felsefe, mutluluk konusunda her zaman bizimle birlikte olacak. Olmalı.

Sorumluluk

Geleceği tasarlamayı hayal ettiğimde ilk olarak geleceği sahiplenmek fikri takılıyor aklıma. Onu düşünme ve hissetmeyi ise geleceğin yaşanacağı dünyayı ve yaşam çevresini sahiplenmek olarak algılıyorum. Dolayısıyla daha iyi bir geleceği tasarlayabilmek için insanın önce kendini dünyaya ait hissetmesi gerekiyor. Bir yandan kendini dünya olgusu içinde algılarken diğer yandan da dünyayı kendine ait hissetmek durumunda… Ancak kendini dünya ile hemhâl bulabilen insan geleceğin sorumluluğunu duyabilecektir.

Dünya hakkında sorumluluk hissetmek, aynı zaman insanın dünyanın yapılanmasında ve örgütlenmesinde yer almayı gerektirir. Dar bir çevrede alışılmış bir yaşam, insanı mutlu edebilir ama bu durum, kişinin insan olmaktan kaynaklanan sorumluluğunu yerine getirdiğini göstermez. Bazı zamanlarda kendimizi gözden geçirmek için geri çekildiğimiz dinlenme anları olabilir; ama bu örnekler, kendimizi dünyanın gelecek sorumluluğundan sıyırmamız olarak algılanıp yorumlanamaz.

Geleceğin, dünyanın ve yaşam çevresinin sorumluluğunu duymak, bir yandan da farklı olabilme cesaretini gerektirir. Çünkü yeni bir dünya kurma özlemi ciddi anlamda bir cesaret, azim ve gayret işidir. Tüm bu özelliklerin uzağı görmeye kolaylaştıran vizyoner bir anlayış ile bütünleşmesi gerekir.

Bu özelliklere sahip bir kişi, yaşamın her alanında dünün izlerini ve bugüne uzanan belirtilerini tespit ederken, bunları geleceği tasarlamak için yapıtaşları olarak kullanır. Dünün değerini bilir ama düne saplanıp kalmaz. Bugünü olabilen en iyi şekilde yaşar ama geleceğinin bugünün gerçeği içinde türeyeceğini de iyi bilir.

Gelecek Öngörüleri

Gelecek konusunda öngörüleri olanları izlediğimizde; bugüne kadar yaşanmış değişimin en büyük ölçeklisi karşısında olduğumuzu ifade ettiklerini görüyoruz. İyiler ve kötüler, olumlular ve olumsuzlar her an daha sert, daha karmaşık ve müdahale etmesi daha zor biçimde yaşanıyor. Böyle bir ortamda geleceği tasarlamak veya en azından geleceğin oluşumuna katkıda bulunmak çok daha zor hale geliyor.

Gelecek tasarımcılığını, zorunlu olarak dünyayı şekillendirmek olarak anlamamak gerekir. Geçmişten geleni geleceğe izdüşürüp öngörülerde bulunmak veya gelecek üzerine senaryolar kurmak dünyayı ve yaşamı daha iyi anlamamız için modeller yapmaktır. Böylece güncel karmaşası içinde bize anlaşılmaz gelen pek olay ve sürecin kavranabilir hale gelmesi mümkün olur. Felaketlere daha hazırlıklı olabiliriz, karşılaştığımız olağanüstü durumları tehdit olmaktan çıkarıp fırsata dönüştürebiliriz.

Felsefenin Geleceği Üzerine

Felsefe; gerçeklik, varlık, bilgi, değer, akıl ve akıl yürütme ile dil gibi temalara sahip sorun ve konuların incelenmesidir. Bu konuları tartışan diğer dallardan eleştirel ve sistematik yaklaşımı ile akıl yürütmeye dayalı olması açısından ayrılır. Felsefenin ortaya çıkışı insanın evreni ve kendisini açıklama ve öngörme çabalarına dayanır. Önceleri kurum olarak bilimi de ikame etmesi açısından evreni açıklayan temel bilimler de felsefenin konusudur. Daha sonra daha özgün konu ve temalara odaklandığını gözlenir. Felsefeyi günümüzde geldiği noktadan bağımsız olarak edebi bir üslupla ‘düşünmenin bilimi’ şeklinde tanımlayabiliriz. Bir başka tanımlama ile felsefenin, ilgi alanına giren konularla ilgili sorular sorma ve cevaplar üretme disiplini olduğunu da söyleyebiliriz.

Geçmişte felsefenin ilgi ve uğraşı alanı olan pek çok konunun günümüzde başta fizik (özellikle teorik fizik) olmak üzere farklı bilim dalları tarafından ele alındığını görüyoruz. İnsanlığın evren, canlı ve cansız yaşam ile insanın kendisi üzerine olan ilgisinin çeşitlenip özel bilimse dallar halinde örgütlenmesi ile felsefenin konularının da değiştiğini izliyoruz. Felsefenin yaşadığı değişim bazı durumlarda küresel olaylara da bağlı olabiliyor. Örneğin 20’nci yüzyılın ikinci yarısında gelişen pek çok felsefi akımın köklerini aynı yüzyılın ilk yarısında yaşanan büyük savaşların yarattığı olumsuz ekonomik, sosyal ve bireysel etkilenmelerde bulmak mümkündür. 1900’lerin ikinci yarısında tanınırlık bulan varoluşçuluk felsefesi, kendi sınırlarının ötesinde yaygınlık göstererek metafizik-din-inanç, drama-sinema-tiyatro, edebiyat ve psikoloji dallarını etkiledi.

Geçtiğimiz yüzyılın küresel etki yapan (‘moda yaratan’) akımlarından bir başkası analitik felsefe yaklaşımıdır. Bu akım ve farklı kolları, (19’uncu yüzyıl felsefesinden farklı olarak) büyük felsefi kurgular ve sentezler yapmak yerine varlığı ve nesneyi analiz etmeyi tercih eder. Analitik düşünmeyi geliştirici etkilerine rağmen en çok eleştirilen yönlerinden birisi de senteze karşı analizi tercih etmesidir.

Değişim Karşısında Felsefe

Bilimsel ve teknik gelişmeler geçmişte felsefe tarafından öne sürülen bazı soruları ve cevapları ilgilenmek üzere üzerine alıyor. Filozoflar tarafından cevaplanan sorularımız günümüzde başta teorik fizik olmak üzere sosyoloji, psikoloji ve psikiyatri gibi dallar tarafından açıklanmaya çalışılıyor. Evrenin doğuşu, gelişimi ve hatta sonu hakkında teorik bilim ve disiplinler hayli mesafe aldı. Bu ve benzeri alanlarda çalışanların isimlerini filozoflarınkine oranla daha yakından tanıyor ve biliyoruz.

Konunun bilim ve teknoloji yönüne baktığımızda felsefeyi tehdit eden pek çok yeni durumun oluştuğunu görüyoruz. Genetik mühendisliği, canlı yedek parçaları üretiminden insan klonlamaya kadar olan teknolojik gücüyle bugüne kadar felsefenin hükümranlık sürdüğü pek çok alanı yeniden tanımlanmak zorunda bırakıyor. Teoloji ve etik adına felsefi söylemler bu yeni durum karşısında be olacak? İklim değişikliği, dünya kaynaklarının hızla tükenmesi ve küreselleşmenin olumsuz etkileri geleceğe yönelik olarak geçmişin savaşlarından daha farklı ama büyük tehdit kaynakları oluşturuyor. Gelişen silah teknolojileri ile birlikte insanın insanı ve diğer canlı yaşam türlerini yok etme gücü hızla yükseliyor. İzleme ve veri toplama teknolojileri sayesinde geçmişin kritik felsefi konularından birisi olan mahremiyet –insanın kendini çıplak hissedeceği– farklı bir tarafa savruluyor.

Bir başka ilginç nokta ise dünyanın ve insanlığın geldiği noktada bilgi hacmi ve çeşitliliğindeki artışın çılgınlık noktasına gelmiş olmasıdır.

Bilginin çoğalması açısından bugün gördüğümüz gelişimin, buzdağının görünen ucundan çok daha azı olduğunu söylemek kehanet sayılmaz. Evren, dünya, insan, ilişkiler ve olaylara ilişkin çılgınca artan bilgiyi dikkate aldığımızda bunların tümünü kapsayacak toplam felsefeler ortaya koymak mümkün olacak mı? Giderek dil gibi kendini daha özgün ve dar alanlara yönlendiren felsefe başkaca bir gelişim rotasını mı tercih edecek? Örneğin önümüzdeki gelecekte yeni bir Hegel görecek miyiz? Yoksa felsefenin ekosistemi teknolojiyle etkileşimle yeni bir şekil mi alacak?

Teknolojiler ve Bağlantılılık

Bilişim ve iletişim teknolojileri ile küreselleşme olgusu ile birlikte ‘bağlantılılık’ konusunda farkındalığımız arttı. Örneğin küresel krizlerin, ‘her şeyin’ birbirine bağlantılı olması nedeniyle hızlı yaygınlaşması bu inancımıza kaynak oluşturdu. İnternet sayesinde fiziksel mesafeler sanallaşarak ortadan kalktı. Çok farklı köken ve özelliklere sahip kişi ve topluluklarla etkileşimde bulunabiliyoruz. İklim değişikliği, küresel ısınma ve yaşam çevresinin bozulması bölge ve ülke ayırt etmeden tüm insanlığı tehdit ediyor. Bunlara bir ‘bütün’ olarak baktığımızda toplumlar, insanlar, nesneler ve olaylar arasındaki bağlantılılığı ve bütünselliği daha net görebiliyoruz.

Diğer yandan geçen yüzyılın ortalarından bu yana felsefedeki (ve yakından ilgili yan dallardaki) gelişmeleri izlediğimizde, felsefenin kendisini daha özgün nişlere (boşluklara) doğru yönlendirdiği şeklinde bir manzara izliyoruz. 19’uncu yüzyıldan bu yana felsefenin evren ve insan kurguları yapan büyük ve toplam sistemler yerine hem metodoloji hem de çalışma teması olarak özgünleşmeyi (odaklanmayı) tercih ettiğini görüyoruz. Matematik, mantık, analitik yaklaşım, dil, bilimsel metodoloji veya teknoloji üzerine yapılan çalışmalar daralarak özgünleşme yönelimini doğrular niteliktedir.

Bilimin ve teknolojinin ulaştığı nokta, bize belli belirsiz şu an yaşadığımızdan ‘çok daha fazlasının’ olacağını ima ediyor. İnsanlık, hiçbir çağda görmediği hızlı bir değişimi yaşıyor. Ya bu hız artarak devam edecek ya da toptan bir kırılma yaşanacak. İster hızlansın isterse kırılsın; sürecin kendisi gibi sonuçları da tüm insanlığı etkileyecek biçimde bağlantılı ve küresel olacak. Bu da kendini insanın düşünme temelinde konumlandıran felsefe için yeniden holistik (bütüncül) bir tanımlama anlamına gelir. Geleceğin felsefesi metodoloji ve tema olarak evreni, dünyayı, insanlığı ve yaşamla ilgili diğer ‘şeyleri’ birbirinden kopuk ve bağlantısız olarak ele alamaz. Belki bir dev sistem kurgusu halinde değil ama düşünme sistematiği olarak geleceğin felsefesi tekrar bütüncü (holistik) olmayı tercih edebilir.

Gerçek Algısı

20’nci yüzyıldan bu yana felsefe kendisine yeni bir kimlik arayışında görünüyor. Fizik (özellikle teorik fizik) alanındaki çalışmalar geçmişte felsefenin alanına giren konuları ciddi biçimde etkiliyor. Evren ilgili düşünce geliştirme alanlarında teorik fiziğin, felsefeyi gerilettiği gibi bir görüntü çıkıyor. Felsefenin özgün nişleri doğru geri çekildiği izlenimi, başta teorik fizik olmak üzere bazı bilim ve disiplinlerin evren, kıyamet varoluş, canlı yaşamın ve insanın oluşumu gibi konularda ürettiklerinden kaynaklanıyor olabilir. Felsefe bu reel veya sanal geri çekilişini sürdürecek mi? Yoksa yeni bilimsel bulgular üzerinden bunlara yeni açıklamalar ve bakış açıları getirecek?

Bilim ve felsefenin düşünsel alanlarında neden-sonuç ilişkisini katı biçimde öne süren determinizmin etkileri giderek silikleşiyor. Olasılık, rassal olaylar (stokastisite) ve bulanık mantık konularında ciddi teorik ve bilişim ortamlarında uygulamalı çalışmalar var. Diğer yandan evrenin duyu organlarımızla algılanabilecek olanın çok ötesinde özellikleri olduğunu yenilenen temel bilimler sayesinde öğreniyoruz. Dün ‘nesnel’ veya ‘doğru’ olarak bildiğimiz, bugün –dünü yanlışlayarak– çok farklı biçimde karşımıza çıkabiliyor. Böyle bir durumda kendimizi “Gerçeğin gerçek olduğu nereden belli?” diye sormaktan alıkoyamıyoruz.

Doğru, nesnel veya gerçek’ olarak nitelenebilecek kavramlar, bu niteliğini bir referansa dayalı olarak açıklayabilmek zorunda. Geçmişte büyük ölçüde duyu organlarına ve deterministik düşünme yaklaşımlarına bağlı olarak açıklama tarzı, artık ikna edici değil. Paralel evrenlerin varlığı, zaman kavramı, evrenin (dünyanın ve insanın) oluşumu gibi yeni tartışmalar geçmişin algılama ve düşünme tarzları ile yetinemeyeceğimizi gösteriyor. Belki de geleceğin felsefesi evreni, varoluşu ve kıyameti yeniden açıklamak için yeni referans noktaları oluşturacak.

Gürcan Banger

BEĞEN – İZLE

About Gürcan Banger

GÜRCAN BANGER elektrik yüksek mühendisi, danışman ve yazardır. Eskişehir Maarif Koleji ve ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunudur. Aynı bölümde yüksek lisans çalışması yaptı. Kamuda mühendislik hizmetleri yapmanın yanında bilişim donanımı ve yazılımı, elektronik, eğitim sektörlerinde işletmeler kurdu, yönetti. Meslek odası ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. 2005’ten bu yana bazı büyük sanayi şirketleri de dâhil olmak üzere çeşitli kuruluşlarda iş kültürü, yönetim, yeniden yapılanma, kümelenme, girişimcilik, stratejik planlama, Endüstri 4.0 gibi konularda kurumsal danışman, iş ve işletme danışmanı ve eğitmen olarak hizmet sunuyor. Üniversitelerde kısmi zamanlı ders veriyor. Raylı Sistemler Kümelenmesi'nde küme koordinatörü olarak görev yaptı. Halen "bizobiz.net Danışmanlık ve Eğitim" firmasında proje koordinatörüdür. Kendini “business philosopher” olarak tanımlıyor. Düzenli olarak bloglarında (http://www.duyguguncesi.net ve http://www.bizobiz.net) yazıyor. Değişik konularda yayınlanmış kitapları var. Son çalışmalarından "Endüstri 4.0 Uygulama ve Dönüşüm Rehberi" Kasım 2018'de, “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme” Eylül 2016’da (2018'de 2. baskı), “Endüstri 4.0 Ekstra” Mayıs 2017'de (2018'de 2. baskı), "Aşkın Anlamlar Kitabı" Eylül 2017'de, "Camı Kırık Şiirler Senfonisi (şiir)" 2019'da ve "Yaratıcı Problem Çözme Teknikleri" 2019'da Dorlion Yayınları arasında çıktı. Çeşitli gazete, dergi ve bloglarda yazıları yayınlanıyor. KİTAPLARINDAN BAZILARI: Gürcan Banger, "Yaratıcı Problem Çözme Teknikleri", Dorlion Yayınları, 2019, Ankara. Gürcan Banger, "Endüstri 4.0 Uygulama ve Dönüşüm Rehberi", Dorlion Yayınları, 2018. Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 – Ekstra”, Dorlion Yayınları, 2. baskı, 2018, Ankara. Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme”, Dorlion Yayınları, 2. baskı, 2018, Ankara. Gürcan Banger, “Aşkın Anlamlar Kitabı”, Dorlion Yayınları, Eylül 2017, Ankara. Gürcan Banger, “Sivil Toplum Örgütleri İçin Yönetişim Rehberi”, STGM Yayınları, 2011, Ankara. Gürcan Banger, “Eskişehir'in Şifalı Sıcak Su Zenginliği”, Eskişehir Ticaret Odası Yayınları, 2002. Gürcan Banger, “Siyasal Kalite: Siyasal Kalite Yönetimi”, Bilim Teknik Yayınevi, 2000, İstanbul Gürcan Banger, “C/C++ ve Nesneye Yönelik Programlama”, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul Gürcan Banger, “Pascal: Borland / Turbo 4, 4.5, 5,5, 6,7 ve 7.01”, Bilim Teknik Yayınevi, 1999, İstanbul Gürcan Banger, “Siyasetin Mimarisi”, Ant Matbaacılık Yayıncılık, Haziran 1995, Eskişehir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.