Eskişehir’i (Bir Başka Kenti de) Kalabalıklaştırmayın!

Projeci kent yönetimi salgınının ülkemizde dalga dalga yayıldığı bu dönemde, konuya proje açısından bakarak başlayalım. Bir projeye katılan veya ondan etkilenen paydaş sayısı ne denli çok olursa, proje hazırlamanın ve yönetiminin önemi o kadar artar. Özellikle kent ölçeğindeki bir proje kaynağı ve yapımcısı bulup işi gerçekleştirmekten ibaret değildir. Projenin artılarını ve eksilerini hesaplamak, beklenmeyen durumları öngörmek, sonuçları ölçmek ve değerlendirmek, gerekirse elde edilen verilere göre yol, yöntem değiştirmek demektir.

Diğer yandan kenti konu alan veya etkileyen projeleri, bütünsel bakış açısıyla düşünmek gerekir. Konuya sadece alt-bölgesel ya da sektörel olarak bakılamaz. Örneğin kentin eğitim-öğretim sektörüyle ilgili yapılacak bir büyük proje sadece bu alanla sınırlı kalmayacak, kentin tamamını etkileyecektir. Kentin belli bir bölgesine büyükçe bir alışveriş merkezi yaptığınızda (ya da yapılmasına onay verdiğinizde) söz konusu AVM’yi merkez alan büyükçe bir daire içinde ulaşımı ve park etme imkânlarını düşünmek zorundasınız. Projenin olumsuz sonuçlarını baştan öngörmezseniz, önce söz konusu bölgeyi; ama daha da önemlisi kenti içinde çıkılmaz sorunlar içine atmış olursunuz.

Dünya kent deneyimlerinin gösterdiği önemli bir sonuç var. Kentte yapılan bir yanlışı düzeltmek, çoğu zaman onu yapmaktan çok daha pahalıya mal oluyor. Yenileme, bakım ve onarım işleri için harcanan kamusal kaynak bir projenin yapımından çok daha büyük tutarlara baliğ oluyor. Ama ne yazık ki, kurumsal ve kişisel sorumluluk gibi bir konu yönetim kültürümüzde mevcut olmadığından hata yapanın yaptığı yanına ‘kâr’ kalıyor.. Bu nedenle siyasal vitrin adına kamusal kaynaklar kolayca çarçur ediliyor. Siyasal makam, ikbal veya rant adına kentler çözümü imkânsız zorluklar içine sürükleniyor.

Kalabalıklaşan Kent

Avrupa’nın beğeni ile izlediğimiz kentlerine bakın. Neredeyse tümünün belli bir büyüklüğü geçmediğini gözleyeceksiniz. Kentteki nüfus yoğunluğu olabildiğince dengeli tutulmaya çalışılıyor. Bir anlamda kentte yaşayan vatandaş başına düşen yerel maliyetler de yönetilebilir ve denetlenebilir düzeyde tutuluyor. Kendin büyük bir ekonomi olduğunu düşünürsek, kentli birey başına gelir ve gider dengesi gözetilmeye çalışılıyor.

Bizim kentlerimiz geldiğimizde ise aksine bir durum gözlüyoruz. Öncelikle; nüfus açısından dengesizlik ve başıboşluk bir kural haline gelmiş. İsteyenin canı çekeni yapmasını adeta bir hak ve özgürlük unsuru olarak görüyoruz. İkincisi; kentlerin büyük ve kalabalık olması adeta bir gelişmişlik kriteri olarak kabul ediliyor. Sınırsız büyümeyi teşvik etmek adeta ‘hayırlı’ bir iş yapılmış gibi düşünülüyor. Üçüncüsü; kent açısından sonuçları düşünülmemiş ama seçmenlerin gözlerini boyama görevini yerine getiren büyük projeleri önerip yaptıran yöneticiler başarılı olarak benimseniyor.

Bu son nokta ile devam edelim. Bir yönetici kenti nüfus olarak (göçle veya başka bir yolla) daha kalabalık bir proje girişiminde bulunuyorsa öncelikle bunun getirisini ve götürüsünü hesaplamak zorundadır. Bunun ‘seçkin’ örneklerinden birisini yeni üniversite yapma girişimleri oluşturuyor.

Ülkemizde ‘üniversite kenti’ olarak bilinen yerleşimleri göz önüne getirin. Eğitim-öğretim için kente gelen insanlar yeme-içme ve eğlenme gibi yaygın bir sektörün oluşmasına neden oluyor. Nüfus olarak kalabalık ve bahar çiçekleri gibi caddeleri dolduruveren küçük işyerleri bir canlılık yanılsaması yaratıyor. Acaba gerçekten kent bu görünen yanılsama kadar kazanmakta mıdır? Yoksa gereksiz nüfus büyümesi ile birlikte gelenden çok daha fazlası kaybediliyor mu? Kente yaşamın kalitesi artıyor mu yoksa kentli hemşehriler daha kalitesiz bir yaşama mı mahkûm ediliyor? Lütfen aklınızı başınıza alın ve kenti daha kalabalık hale getirmeyin; çünkü o kalabalık, gördüğünüzü sandığınız ekonomik getiriyi ve yaşam kalitesini sağlamıyor.

Kenti Neden Kalabalıklaştırmamalısınız?

Bir kente yerleşmek veya ziyaret etmek üzere birini davet ediyorsanız öncelikle durup düşünmelisiniz. İlk adımda kendimize doğru soruyu soralım: “Kente davet nasıl olur?” Eğer kenti duyusal (örneğin görsel) anlamda bir cazibe merkezi haline getiriyorsanız bu, bir tür davet sayılır. Herkes ‘cicilerinizi’ görmeye gelir. Bunu da en ucuza gelecek biçimde yaparlar. Kalabalıklara bakarak bir ‘turizm cenneti’ haline geldiğinizi düşünürsünüz. Ama gerçekte kazın ayağı öyle değildir.

Uzatmadan konuya girelim. Kent, dev bir ekonomik işletmedir. Bu niteliğiyle de (kent toplumunun sosyal sorumlulukları ve kamunun vazgeçilmez sosyal adalet görevleri ayrı tutulursa) ekonomik işletmelere özgü kurallara bağlı olması gerekir. Bu kurallar aynı zamanda bireysel sorumluluklar anlamına gelir. Bunun bir başka okuması ise kentteki (yerleşik veya ziyaretçi) her bireyin kullandığı kaynağı yerine geri koyması (veya yenilemesi) şeklindedir. Örneğin eğer bir ziyaretçi kente verdiğinden daha fazlasını tüketiyor ise burada adaletsiz bir durum var demektir. Günübirlik turizm olgusu bu durumun en ‘seçkin’ örneklerinden birisidir. Kentte yerleşik olanlar açısından bir başka örneği ise (tüketen fakat üretmeyen) açık ve gizli işsizler oluşturur. Kentin biteviye daha kalabalık hale getirilmesi bu iki örneğe uygun sonuçlar oluşturur.

Yeni Maliyetler

Bir başka yazımda şunları dile getirmiştim: “Kente gelen her yeni kişi (ya da kuruluş), hizmet alacağı için kente yeni bir maliyet getiriyor. Buna karşılık söz konusu kişinin (ya da kuruluşun) kente gelmesinden dolayı kent, yeni bir gelir kazanıyor. Bu kişi başına ek maliyet ile kişi başına ek gelirin eşit olduğu nüfus büyüklüğü, bir kent için optimal (en uygun) büyüklük olarak algılanıyor. İzlenimim odur ki; kentin altyapısının bugünkü haliyle nüfusun daha fazla büyümesi, Eskişehir’in ‘en uygun büyüklük’ noktasından uzaklaşmasına neden olmaktadır. Ya kentin altyapısına yeni ve ciddi yatırımlar yapılacak ya da Eskişehir daha fazla nüfus olarak (hızlı) büyümemenin yollarını bulacaktır.

Bu tür bilimsel ve kuramsal çalışmaların kentin gelişimi üzerinde kısa erimde net etkileri olmayabilir. Ama Eskişehir gibi kalkış (take-off) noktasına ulaşmış bir kentin vizyonunun saptanabilmesi için, optimal (en uygun) büyüklük çalışmalarının yakıcı önemde olduğunu düşünüyorum.

Kalabalıklaştırmaya Gelmeden Önce Ne Olmalı?

Geçici veya yerleşik nüfusu zorlamadan önce gerçekleşmesi gereken şöyle bir vizyon çizmiştim: “Yeni türden bir Eskişehir tahayyülü kuralım. Böyle bir kent öncelikle bir sermaye merkezi olmalı. Aynı zamanda sermayenin yönetildiği ve denetlendiği bir merkez özelliklerine sahip olmalı. Sermaye birikimini sağlamamış bir kent, işletme sermayesi olmadan yola çıkmaya benzeyen bir firmaya benzer. Dolayısıyla ne kalıcı ne de sürdürülebilir olur.

Yeni Eskişehir, bir üretim merkezi olmalı. Başta teknoloji olmak üzere buluş ve yeniliklerin geliştirildiği bir merkez olarak öne çıkabilmeli. Ayrıca kentte üniversiteler, ar-ge merkezleri ve sınaî işletmeler aracılığı ile üretilen bilginin organize yapılar aracılığı ile dağıtımı ve pazarlaması sağlanabilmeli.

Üretim yapan firmalar, ürün ve hizmetlerini küresel pazarlarda sunabilmeliler. Bu üretimin pazarda konumlanabilmesi için gerekli borsalar, iletişim ağ ve merkezleri, sigorta – muhasebe – danışmanlık firmaları, danışmanlık kuruluşları, tasarım ofisleri ve sektörel dış ticaret oluşumları bulunmalı. Bu türden büyük kurum ve kuruluşların acenteleri, bağlantı noktaları veya yönetim birimleri kentte var olmalı.

Bir kentin gelen geçici veya yerleşik nüfusu kaldırabilecek altyapısı, ekonomisi ve demokratik kültürü olmalı. Bunları başarmadan yapacağınız her davet yozlaşmaya katkı yapar.

Kalabalıklaşan Kente Turizm Bakışı

Son yıllarda “Eskişehir, günübirlik ziyaretçi akımına uğradı. Köprübaşı’nda, Odunpazarı’nda, Haller Gençlik Merkezi’nde veya kentin büyük parklarında şehrin günlük konuları ile karşılaşmak mümkün. Bu değişim, gazete manşetlerinde okumaya başladığımız bazı yeni soruları da beraberinde getirdi. Turizm adına bu sorunların en önemlisi, günübirlik ziyaretçilerin Eskişehir turizmi için yeterliliği ve kent turizminin sürdürülebilirliğine ilişkindir.

Eskişehir’i gözlemek, kent turizmini günübirlik olmanın ötesine taşıyabilecek cevabı veriyor. Kent merkezinde iki tane üniversite var. Bu yaklaşık olarak 50 bin öğrencinin 10 ay gibi bir süreyle şehirde yaşaması anlamına geliyor. Bir başka deyişle; Eskişehir’in 10 ay konaklamalı 50 bin ziyaretçisi (turisti) var. Bu durumu var eden ise bu kadar kişinin bu kadar uzun süreyle kalması için üniversite (eğitim) gibi ‘iyi’ bir neden olmasıdır. [Bu örnek üzerinden gidersek] Demek ki; ziyaretçiyi kentte günübirlik olmanın ötesinde tutabilmek [ve katma değerli olarak bir günden daha fazla konaklatabilmek] için önce ‘iyi’ nedenleriniz olmalıdır. … bu nedenlere bağlı olarak gerekli ve yeterli altyapınız da bulunmalıdır.

Turist çekiciliği, bugünün kentleri için … istenen bir özelliktir. Bir kentin bu niteliği edinebilmesi için bazı koşulları yerine getirmesi gerekir. Bu koşullar üç başlık altında toplanabilir: Kentin imajı, kentin özgünlüğü, kent turizminin sürdürülebilirliği.

Bir kentin turizm pazarında yer almasının özgünlüğe dayalı bir diğer koşulu, ihtiyaçların bir arz-talep dengesi içinde karşılanabilmesidir. Kent, ziyaretçilerin bir başka kentte karşılayamadıkları ihtiyaçlarının giderilmesinde başarılı olmalı, müşteri memnuniyeti yaratmalıdır. Kentte pazarlanan tüm ürünlerin, o kentte üretilmesi zorunlu değildir. Ama o kentin, söz konusu ürüne değer katabilmesi önemlidir. Turistler için o ürünün veya hizmetin o kentte alınmasının farklılığı olmalıdır. Eğer Eskişehir’den söz ediyorsak, Eskişehir pazarladığı tüm ürün ve hizmetlere kente özgü değerler katarak kendi farklılığını yaratmalıdır.

Bugün dünyada kent turizmi alanlarında gelir elde etmek amacıyla kentler, büyük bir yarış içindeler. Bu bağlamda bir kentin bir turistik ürün olarak kendi kendine başıboş büyümesi önlenmeli; turizm planlaması, kent planlamasının ana bileşenlerinden biri olmalıdır. Bu da kent turizminin örgütlenmesi ve planlanması anlamına gelir. Bir stratejik niyetler ve yönelimler demeti olarak yapılabilecek planlama ise, kentin ilgili tüm paydaşlarını içine almak zorundadır.

Günümüz iş dünyası, bize stratejisiz, plansız ve bütçesiz başarı elde etmenin mümkün olmadığını gösteriyor. Diğer yandan bu kentte kültür ve turizm adına yapılan çok sayıda etkinlik var. İlk anda aklıma geliverenleri saysam bile, bir sayfayı dolduracak kadar faaliyetleri sıralayabilirim. Hele her geçen gün yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının kültür ve turizm konularına daha fazla zaman ve kaynak ayırdıklarını düşünürsek, bir plan ve program için doğru zamanın geldiğini daha kolayca kavrarız.

Son birkaç yılda Eskişehir’i ziyaret eden günübirlik konuklar ve yaygın medyada yer alan övücü Eskişehir haberleri bizi yanıltmasın. Eskişehir olarak, almamız gereken daha çok yol var.” Kenti anlamsız biçimde kalabalıklaştırmayın! Kentli vatandaşın yaşam kalitesini artıracak, kentin elde ettiği katma değeri çoğaltacak ve bunları sürdürülebilir kılacak çözümler üretin!

Kentsel Sorunların Altyapısı

Küreselleşme kavramı ile her an daha fazla ve çeşitli bilginin üretimi kadar bilginin gelişen medya organları ve İnternet de dâhil olmak üzere bilişim ve iletişim araçları ile daha hızlı yayılımı ifade ediliyor. Küreselleşmenin bir diğer önemli boyutu ise farklı ülkeler arasında ekonomik ilişkilerin yoğunlaşması ve bu uluslararası bağımlılık ilişkisi ile adeta yeni bir dünya ekonomisi yaratılmasını anlatıyor. 20’nci yüzyılın son çeyreğinden başlayarak uluslararasılaşmanın ve dış ticaretin öneminin artmasının birincil nedenlerinden birisi budur.

İç ve Dış Dinamikler

Küreselleşme, bilginin dünya üzerindeki yayılımını hızlandırırken, bu süreci daha etkin ve verimli kullanan ülkelerin kültürlerinin daha iyi bilinir ve kolay benimsenir hale gelmesini de sağlıyor. Böylece hızla gelişen bir kültür aynılaşması süreci yaşanıyor.

Küreselleşmeden olumlu etkilenen olduğu gibi; bu süreçten olumsuz etkilenen ülkeler ve kentler de var. Küreselleşmenin etkileri, söz konusu ülkenin ekonomik yönden gelişmişliği ile çok yakından ilgili… Eğer bir ülkede ekonomik, sosyal veya kültürel iç dinamikler, küreselleşmenin etkilerini değerlendirebilecek olgunluk ve güçte iseler, bu süreçten etkilenme biçimi de olumlu ve yararlı oluyor. Zayıf iç dinamiklere sahip ülkeler ise küreselleşmenin baskısı altında eziliyor; güç ve kimlik kaybına uğruyorlar. Özetle; iç ve dış dinamikler arasındaki etkileşme ve denge durumu, küreselleşmenin etkilerinin ne yönde oluşacağını ciddi anlamda belirliyor. Bu bağlamda bir kentin olumlu etkilenmesinde, iç dinamiklerin sağlamlığına olan ihtiyacın altını çizmek gerekir.

Kent ve Siyaset

Küreselleşme sürecini dikkatle incelediğimizde; 1970li yıllardan başlayarak kentlerin görünürlük açısından ülkelerin önüne geçmeye başladığını fark ediyoruz. Son yıllarda ulusal ekonomiler bir anlamda gölgede kalmaya başlarken, kent ekonomileri daha fazla seçilir ve ayırt edilir hale gelmeye başladı. Kent turizmi gibi kentin tamamını bir ürün ve hizmet karması olarak pazarlamayı hedefleyen yaklaşımların, son yıllarda popüler olmasının arkasındaki neden de budur. Zihninizi yokladığınızda; pek çok ünlü kenti en azından ismen bildiğinizi, fakat bu kentin hangi ülkede olduğunu hatırlamayabildiğinizi fark edeceksiniz. Özetle; kentler, küresel ekonomik ve sosyal yaşamın derhal fark edilen uç noktaları olmaya başladı.

Kentler arasında, pastadan daha fazla pay alma yarışının arkasındaki mantık budur. Bu süreçte kent yöneticileri, ulusal hâsılaya katkı koymaktan daha fazla, kendi kentleri için daha çok getiri ve daha iyi yaşam koşulları aramaya başladılar. Türkiye’deki küreselleşme – kent ilişkisini incelediğimizde; kentlerimizde yaşanan değişimin, iç dinamiklerin zayıflığı nedeniyle dış faktörlerin etkisinde kaldığını gözlüyoruz. Küreselleşmenin etkileri, öncelikle büyük kentlerimizde görülüyor; ne yazık ki, iç dinamiklerin etkisizliği geri dönüşü oldukça zor, tehlikeli bir sürece işaret ediyor. Özetle; küresel çağda kentler ön plana çıkarken, bizim kentlerimizin bu süreçten etkilenmesi olumsuz yönde gelişiyor. Bir başka deyişle; kentlerimiz, bir yandan küreselleşmenin tehditlerini göğüsleyemezken, diğer yandan da olumlu katkıları olabilecek küresel faktörleri, değer yaratan mekanizmalar haline dönüştürmekte zayıf ve eksiklidir.

Son yıllarda kentlerde yaşanan en önemli değişikliklerden birisi, yerel hizmetlerin giderek kamu hizmeti özelliğini kaybediyor olmasıdır. Mesele, belediyelerin yerel hizmetleri ulusal veya küresel taşeronlar aracılığı ile daha az maliyetli sunmaya çalışmaları değildir. Yerel hizmet anlayışının yerini, hızla piyasa hizmeti anlayışının almaya başladığını yaşadığımız kentlerde de gözlüyoruz. Vatandaşa hizmet sunulmasında; kamu yararı ve sosyal hedefler anlayışının yerini kazanç elde etme ve kâr yapma yaklaşımının aldığına dair kuşkumuz kalmadı. Hizmetler satışa sunularak ticari hale getirilirken, 1980 sonrasında esen neo-liberal rüzgârların etkisiyle kentli yurttaş kavramının yerini de Kâr elde edilmesi gereken müşteri yaklaşımı almaya başladı. Mevcut ekonomik düzen, her şeyi alınır – satılır meta haline dönüştürüyor. Bununla yetinmiyor; siyasal yozlaşmanın bir sonucu olarak proje diye yaptıklarını da (kamusal vergiler bir yana) vatandaşa ödetmenin düzeni geliştiriliyor. Kamu kavramının hızla silikleştiğini gözlüyoruz.

Kırlar ve Kentler

Geçtiğimiz 20’nci yüzyılın son çeyreği, üretim teknolojisi sorunlarının aşıldığı ve üretimin genel anlamda bir problem olmaktan çıktığı bir dönemdir. Günümüzde üretim sorunlarının yerini, pazarlama ve satışta yaşanan rekabet sorunları almıştır. Bugün işletmeler bir mal veya hizmeti üretmekten daha çok, onu satabilmek ve rekabetçi piyasalarda ayakta kalabilmek çabası içindedirler. Mal ve hizmetin kolaylıkla üretilebildiği bu dünyada; bilişim, iletişim ve lojistikteki gelişmeler sayesinde ürüne ve fiyat – stok bilgisine ulaşmak da kolaylaşmıştır.

Kırlar, tarımsal üretimin alanlarıdır. Kentler ise tarihte sınai üretimde öne geçişleri ile ayırt edilmişlerdir. Fakat yukarıda sözünü ettiğim mal ve hizmet üretimindeki patlama, kentleri tüketim mekânları haline dönüştürmüştür. Bu süreçte, kentlerin üretim merkezleri olmaktan daha çok tüketim alanları haline dönüştüğünü gözlüyoruz. Ekonomileri ve sosyal yapılanmaları güçlü olan kentler, küreselleşmenin kenti sanal bir tüketim dünyası haline dönüştürmesini engellerken; iç dinamikleri gelişmemiş, zayıf yapılı kentler bu rüzgârlara direnmekte zorlanmaktadır.

Küreselleşmenin en sevimsiz görünümlerinden birisi; kentleri aynı mekânsal görünüm, aynı yapım malzemesi ve aynı kültürel doku ile doldurmasıdır. Herhangi bir kentin merkezine gittiğinizde; çevrenizi saran küresel markaların veya her yöndeki aynı görünüme sahip mağazaların etkisiyle hangi kentte olduğunuzu bile şaşırabiliyorsunuz. Sonuçta, bir kenti diğerlerinden ayıran en önemli özellikler yok oluyor ve bir kentsel kimliksizleşme başlıyor. Vatandaşların yaşadıkları çevreye yabancılaştıkları, kimliksiz bir kentte mutlu olabileceklerini düşünmek bir hayalden fazla bir şey değildir. Özetle; eğer bir kent yöneticisi için başarı söz konusu olacaksa; marifet, bir kenti diğerleri ile aynılaştırmakta değil, aksine o kentin farklılıklarını koruyup geliştirmektedir.

Kent Turizmi

Eğer kenti bir turistik ürün olarak pazarlayacaksanız; yerli veya yabancı turist, o kente bir başka kente benzediği için değil, aksine diğerlerinden farklı olduğu için gelmeyi tercih edecektir. Bir kenti; adı ne olursa olsun, hangi kıta veya ülkede bulunursa bulunsun bir başka kente benzetmeye çalışmak, değerlendirmek istediğiniz o kentin yerel kimliğini yok etmek ve o kenti farksızlaştırmak anlamına gelir. Kimliksiz bir kente; hiç kimse ne gelmek, ne de o kentte yaşamak ister. Mutlu eden kent olmanın yolu, aynılaştırmaktan değil, farklılık yaratıp geliştirmekten geçmektedir.

Bir kenti küreselleştiren yaklaşımın, dünyanın belli başlı büyük yerleşimlerinde olan kent mobilyalarına bağlayanlar da vardır. Onlar, kendi kentlerine baktıklarında Amsterdam’ı, Londra’yı, New York’u, Strazburg’u, Prag’ı veya Viyana’yı görmek isterler. Böyle bir yönetim anlayışıyla; genelde ucuz yapım malzemesi ile üretilmiş, taklit kent eşyaları bir anda şehrin her noktasını sarıverir.

Bir kentin küresel olmasını, kentsel mekânın tasarımı ve kullanımı olarak algılayan anlayışlar da mevcuttur. Bu tür zihniyete sahip yöneticiler, kenti örneğin dev beton yapılarla doldurmaya çalışırlar. Bunların kente yapıştırdıkları yollar, köprüler veya yapılar, adeta Taş Devri filmlerinde kol saati kullanan kahramanları hatırlatır. Yapılanların ne yeridir, ne zamanıdır ne de bunlar bir ihtiyacın karşılanmasına hizmet etmektedir.

Yerel Kimlik

Yukarıda özetlenen küreselleşme adına denenmiş anlayışların hepsinin, ortak bir noktası var. Bu anlayışlar, bir kentin özgünlüğünü ve farklılığını yok ediyorlar. İşin ilginci, bunu da gelişme, kentleşme, çağdaşlaşma veya Batıya uyum sağlama adına yapıyorlar. Dünyaca ün kazanmış kentlerin tümünün, ancak belli büyüklük sınırları içinde kaldığını ve en önemlisi bu kentlerin, tarihin derinliklerinden gelen yerel özgünlükleri ile farklılıklarını koruduklarını unutuyorlar.

Bugün tüm dünya açısından ciddi tehditlerinden birisi, doğal ve kültürel ortak mirasın yitirilmesidir. Yaşadığı kent için bir şeyler yapabilme kaygı ve çabasında olan kişi ve kuruluşlar, küreselleşme ile birlikte hızlanan aynılaşma ve tarihsel mirası yok etme sürecine karşı durmalıdırlar. Her kent, yaşamına kendi özgünlüğü ile devam etmelidir. Her yerleşim yeri, kendisi olmalıdır.

Gürcan Banger

( Toplam ziyaret sayısı: 90 , bugünkü ziyaret sayısı: 1 )

About Gürcan Banger

GÜRCAN BANGER elektrik yüksek mühendisi, danışman ve yazardır. Eskişehir Maarif Koleji ve ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunudur. Aynı bölümde yüksek lisans çalışması yaptı. Kamuda mühendislik hizmetleri yapmanın yanında bilişim donanımı ve yazılımı, elektronik, eğitim sektörlerinde işletmeler kurdu, yönetti. Meslek odası ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. 2005’ten bu yana bazı büyük sanayi şirketleri de dâhil olmak üzere çeşitli kuruluşlarda iş kültürü, yönetim, yeniden yapılanma, kümelenme, girişimcilik, stratejik planlama, Endüstri 4.0 gibi konularda kurumsal danışman, iş ve işletme danışmanı ve eğitmen olarak hizmet sunuyor. Üniversitelerde kısmi zamanlı ders veriyor. Raylı Sistemler Kümelenmesi'nde küme koordinatörü olarak görev yaptı. Halen ICI Teknoloji A.Ş. danışmanı ve danışma kurulu üyesidir. Kendini “business philosopher” olarak tanımlıyor. Düzenli olarak blogunda (http://www.bizobiz.net) yazıyor. Değişik konularda yayınlanmış kitapları var. Çeşitli gazete, dergi ve bloglarda yazıları yayınlanıyor. KİTAPLARINDAN BAZILARI: Gürcan Banger, "En Uzak Şehir", öyküler, Yol Akademi Yayınevi, 2023 Gürcan Banger, "Yeni Teknolojiler, Dijital Dönüşüm ve İş Modelleri", Günce Yayınları, 2022 Gürcan Banger, "Hayat Esnaf Lokantası", öyküler, Günce Yayınları, 2022 Gürcan Banger, "Yaratıcı Problem Çözme Teknikleri", Dorlion Yayınları, 2019, Ankara. Gürcan Banger, "Endüstri 4.0 Uygulama ve Dönüşüm Rehberi", Dorlion Yayınları, 2018. Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 – Ekstra”, Dorlion Yayınları, 2. baskı, 2018, Ankara. Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme”, Dorlion Yayınları, 2. baskı, 2018, Ankara. Gürcan Banger, “Aşkın Anlamlar Kitabı”, Dorlion Yayınları, Eylül 2017, Ankara. Gürcan Banger, “Sivil Toplum Örgütleri İçin Yönetişim Rehberi”, STGM Yayınları, 2011, Ankara. Gürcan Banger, “Eskişehir'in Şifalı Sıcak Su Zenginliği”, Eskişehir Ticaret Odası Yayınları, 2002. Gürcan Banger, “Siyasal Kalite: Siyasal Kalite Yönetimi”, Bilim Teknik Yayınevi, 2000, İstanbul Gürcan Banger, “C/C++ ve Nesneye Yönelik Programlama”, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul Gürcan Banger, “Pascal: Borland / Turbo 4, 4.5, 5,5, 6,7 ve 7.01”, Bilim Teknik Yayınevi, 1999, İstanbul Gürcan Banger, “Siyasetin Mimarisi”, Ant Matbaacılık Yayıncılık, Haziran 1995, Eskişehir

1 comment on “Eskişehir’i (Bir Başka Kenti de) Kalabalıklaştırmayın!

  1. Ayla Atalay

    ”Bugün tüm dünya açısından ciddi tehditlerinden birisi, doğal ve kültürel ortak mirasın yitirilmesidir. Yaşadığı kent için bir şeyler yapabilme kaygı ve çabasında olan kişi ve kuruluşlar, küreselleşme ile birlikte hızlanan aynılaşma ve tarihsel mirası yok etme sürecine karşı durmalıdırlar. Her kent, yaşamına kendi özgünlüğü ile devam etmelidir. Her yerleşim yeri, kendisi olmalıdır.”
    Ülke genelinde hakim olması gereken bu perspektif umarım Eskişehir içinde bazı değerlerin muhafazası için yanıt bulur. Kaleminize sağlık.

    Reply

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.