Teknolojinin Siyaseti ve Ekonomi

      Yorum yok Teknolojinin Siyaseti ve Ekonomi

1980’ler sonrası Sanayi Devrimi’nden bu yana yaşanan en büyük teknolojik ve ekonomik değişime tanık oldu. Küreselleşmenin etkisiyle rekabet hem ülkeler hem de şirketler açısından yepyeni boyutlara ve içeriğe ulaştı. Üretimin ve tedarik zincirinin küresel hale gelmesi, başta gelişmekte olan ekonomiler olmak üzere toplumların yaşamında önemli değişikliklere yol açtı.  Bu tür ülke ekonomilerinin üretim göstergelerine baktığımızda değişimin izlerini görebiliyoruz.

Küreselleşme

Büyük değişimin bir sarmal halinde nedeni ve sonucu olan küreselleşmeyi oluşturan faktörler arasında ülkeler arası ticaretin artmasını, bilim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeye bağlı sayısal enformasyonunun hızlı yayılımını, fiziksel ve finansal yapıların gelişimini ve otomatikleşmiş üretim teknolojilerini görüyoruz. Bu faktörler, tedarik zincirlerinin küresel ölçekte ayrışmasını sağladı. Böylece her şirketin ekosisteminin küresel boyuta genişlemesiyle tasarım, hammadde ve malzeme tedariki ve üretim gibi fonksiyonlar dünyanın herhangi bir noktasında farklı çatılar altında gerçekleştirilmeye başladı. Zaten müşteriler de dünyanın her yerindeydi. Thomas L. Friedman, bu süreci dünyanın düzleşmesi olarak isimlendiriyor.

Küresel yönelimleri izlediğimizde sayısal teknolojilerin gelişmesine ve serbest ticaretin yaygınlaşmasına bağlı olarak düzleşme sürecinin devam edeceği sonucunu çıkarıyoruz. Gene bu bağlamda zincirin halkalarının mekânsal olarak ayrışmasını sağlayan tedarik zincirinin küreselleşmesi yönelimi sürecek. Ama bu sürecin 20’nci yüzyılın son çeyreğinden bu yana meydana gelen gelişmelerden farklılaşacağı izlenimi var. Farklılaşmanın ana nedeni –ekonomi ve iş anlamında– küresel şartların değişiyor olmasıdır.

Ucuz İşgücü, Yeni Pazar

Dünyanın büyük şirketleri için gelişmekte olan ülkelerin nüfusları ucuz işgücü anlamına geliyordu. 1980’li yıllardan günümüze uzanan zaman dilimi içinde gelişmekte olan ülkeler üretim sektörlerinde çeşitli beceri, yetenek ve yetkinlikler geliştirdiler; inovasyon yeteneklerini geliştirerek mesafe aldılar ve daha nitelikli ürünler imal etme gücünü kazandılar. Bu tür ülke ekonomilerinde yaşanan bir diğer değişim ise işgücü ücretleri ile maliyetlerin artması yönünde oldu. İşçilik ücretlerinin artışı beraberinde orta sınıf harcamalarının yükselmesini getirdi. Bu tür ülke ekonomileri ucuz işgücü niteliğini zaman için yitirirken, üretici ve pazarlamacı şirketler için yeni pazarlar haline geliyorlar. Diğer yandan bu pazarlarda yer ve güç edinmek için firmalar arası rekabetin sertleştiğine de tanık oluyoruz.

Büyük (çok-uluslu, küresel) şirketler ucuz işgücü arayışında gelişmekte olan ülke ekonomilerini yeni pazarlar haline dönüştürdüler. Bu pazarlarda sürekli olarak yeni şirketlerin girişiyle rekabet gelişip sertleşiyor. Önümüzdeki yıllarda bu rekabet sürecinin üretim yapısında yeni tedarik zincirlerinin oluşmasına neden olacağı anlaşılıyor. Bir başka söyleyişle; gelişmekte olan ülkelerde şimdiye kadar olana göre daha farklı tedarik zinciri yapıları göreceğiz.

Yerel-Bölgesel Tedarik Zincirleri

Bu değişimde, hiç kuşkusuz makro ekonomik ve jeopolitik faktörler etkili olacak. Buna karşılık ilgili ülkelerin döviz-kur esnekliği, borç durum ve yapıları ile korumacılık önlemleri yeni türden yapılanmaların biçimini ve zamanını belirleyecek. Fakat her durumda yerel-bölgesel tedarik zinciri yaklaşımının imalat sektörlerine hâkim olacağını göreceğiz.

Ülke pazarına hitap eden ürünler için çalışan yerel-bölgesel tedarik zincirinin halkaları büyük şirketin bağlı firmaları (filyalleri) yanında büyük oranda yerel işletmeler tarafından oluşturulacak. Çalışma kuralları ve usulleri ile ürün-hizmet spesifikasyonları ise gene büyük (ana) şirket tarafından hazırlanıp uyulmak üzere uygulamaya konulacak.

Yatırım İhtiyacı

Teknoloji, dış ticaret veya siyasal faktörler gibi küreselleştirmeyi oluşturan nedenler ilerleyip gelişmeye devam ediyor. Diğer yandan küreselleşmenin kendisi de değişim için başka nedenler oluşturuyor. 2050’li yıllara doğru sanayi ve imalat sektörleri ile rekabeti değiştirip dönüştürecek başka yönelimlere de tanık olacağız. Gelecekte kalıcı ve sürdürülebilir olmak isteyen kurum ve kuruluşların liderleri ve politika yapıcıları değişimin faktör ve aktörlerine dikkat etmek ve gerekli stratejileri üretip uygulamak zorundalar.

İmalat sektörlerinde tedarik zincirlerinin halkalar itibariyle küresel yayılma eğiliminde olduğunu izliyoruz. Herhangi bir ürün, hizmet veya parçanın gelişmekte olan ülke-bölge sanayisinde imal edilmesi (küresel şirketler tarafından imal ettirilmesi) orada altyapının gelişmiş olmasını gerektiriyor. Bu da yeni yatırım ihtiyacı doğuruyor. Küresel zincirlerin bölgesel ve yerel ölçeğe inmeye başlaması ile birlikte yeni yatırım ihtiyacı gelecekte de artmaya devam edecek.

Bu ihtiyacın karşılanması için özellikle imalat sektörlerini hedefleyen yatırım alanlarında kamu ve özel sektörün işbirliği ve ortak çalışma durumlarının ortaya çıkması beklenir. Küresel Çağın yeni aşamalarına giden yolda kamu ile özel sektör ilişkisinin vergi verme-alma olmayı aşıp kamunun kaldıraçlamasını da içermesi gerekir. Doğru teknolojik yatırımlarla gerekli altyapıyı oluşturamamış ekonomiler geleceğin küresel dünyasından yeterli payı alamayabilir.

Yaşadığımız ekonomik olaylar nedeniyle sıcak para girişinin ekonomiyi görüntü olarak canlı gösterdiğini ama aynı zamanda muhtemel krizlerin de kaynağı olabileceğini öğrendik. Diğer yandan sermayenin küresel bir nitelik aldığı bu çağda, tasarruf eğiliminin ve sermaye birikiminin düşük olduğu bir ekonomide finansman ihtiyacını da göz ardı etmek mümkün değil.

Finansman konusunu zorlaştıran faktörlerden bir diğeri ise bu temalı taleplerin gelişmişlerden gelişmekte olanlara kadar herkesin sepetinde yer alıyor olmasıdır. Önümüzdeki yıllarda hem eskiyen altyapıyı yenilemek hem de yeni yatırım ihtiyacını karşılamak için uluslararası düzeyde doğrudan sermaye yatırımı için çok daha yoğun bir rekabet yaşanacak. Bu durum ülkelerin kendilerini küresel boyutta daha cazip hale getirmek için bazı özendiriciler yaratmalarına neden olurken, şirketlerin küresel karar süreçlerinin çok daha zor ve karmaşık hale gelmesini yol açacak.

Sürdürülebilirlik

Yaşam çevresi ve canlı yaşamının sürdürülebilirliği konusundaki tartışmalar bazı önemli unsurların gözden kaçmasına neden oluyor. Sorunun odağında yer alacak kıt kaynakların enerji, su veya topraktan ibaret olacağı gibi bir yanlışa savrulabiliyoruz. Diğer yandan imalata küresel boyutta baktığımızda üretim hammaddesi olan pek çok kaynakta benzer süreçler yaşandığını izliyoruz. Bir yandan –teknolojik ürün imalatı girdisi olan nadir toprak elementleri gibi– hammadde olarak kullanılan kaynaklar konusunda kıtlık ve darboğazlar yükselirken, diğer yandan tedarik rekabeti de sertleşiyor.

Teknolojik imalatın vazgeçilmezlerinden olan nadir toprak elementlerinin yüzde 95’inin Çin’de çıkarıldığını düşündüğümüzde kıtlığın ve rekabetin –siyaset ve güvenlik gibi– başka boyutları da olabileceğini kavrıyoruz. İyimser bakış açısı, söz konusu elementlerin yerine yeni seçeneklerin bulunmasıdır. Bilimsel ve teknolojik çalışmalarla bu hammaddeleri kullanan üretim süreçlerinde etkililik ve verimlilik iyileştirmeleri de kaynak ömrünü uzatabilir.

İnovasyon ve İnsan Kaynağı

Endüstriyel imalat fonksiyonu pazar ve müşteri odaklı olmaya devam ettiği sürece inovasyon yeteneği ekonomilerin ve firmaların vazgeçilmezi olmayı sürdürecek. Bu nedenle bir toplum her boyutta inovasyon becerilerini içselleştirmek zorunda. Hiç kuşkusuz; inovasyon ihtiyacını tespit etmekle konu tükenmiyor; toplumu oluşturan tüm unsurların inovasyon becerilerini nasıl özümseyeceğini öğrenmesi gerekiyor.

İnovasyonun katma değere ve büyümeye olan etkileri üzerine yapılan araştırmalar ilginç sonuçlar ortaya koyuyor. 2000’lerin ilk yılında inovasyon odaklı şirketlerin inovasyonu önemsemeyenlere oranla gelirini ve borsadaki hisse satışını iki kat artırdığı görülüyor. Ülke ekonomileri açısından bakıldığında; inovasyonu bir gelişme politikası unsuru olarak benimseyenlerin, hem ulusal gelir hem de kişi başına gelir açısından önemli artışlar sağladığı anlaşılıyor. Rekabetçi kalmak isteyen şirketler için inovasyon bir kurumsal fonksiyon olmak zorunda. Kamusal düzeyde ise inovasyonu özendirme ve teşvik etmenin, ulusal politikaların ayrılmaz parçası olması ve bilim-teknoloji yatırımı bütçelerinin inovasyon ve ar-ge dikkate alınarak düzenlenmesi gerekiyor.

Kısa ve orta vadeli gelecekte yaratıcı fikirler üretme, yeni ve karmaşık sorunları aşmak için inovatif ürün ve hizmetler geliştirme ülkeler ve şirketler tarafından en fazla istenen yetenekler olacak. Bu istek ile birlikte inovasyonu yaratacak donanımlı ve yetenekli işgücü arayışı da o denli yükselecek.

Küresel düzeyde gözlediğimizde yeterli beceri, yetenek ve yetkinlik sağlanamayışı nedeniyle çok sayıda boş iş pozisyonu olduğu görülüyor. Örneğin gelişmiş ülkelerde yüksek işsizlik oranlarına karşın doğru beceri bileşimine sahip insan kaynağı da sağlanamıyor. Şirketler açısından becerileri olan işgücüne erişim, önümüzdeki dönemin önemli rekabet unsurlarından birisi haline dönüşecek. İnsan kaynağında beceri, yetenek ve yetkinlik boşluğunun kısa sürede kapanması beklenmiyor. Yetenek; geleceğin rekabet edilen, en önemli kıt kaynaklarından birisi olacak gibi görünüyor.

Yeşil Ekonomi

Geleceğin ekonomilerinin en önemli konularından birisi yeşil ekonomi kavramını var eden unsurlar olacak. (Yeşil ekonomi, çevresel risklerin ve ekolojik kıtlıkların azaltılmasını hedefleyen ve yaşam çevresini yok etmeden sürdürülebilir gelişmeyi sağlayan bir ekonomi yaklaşımıdır.) İmalat endüstrileri açısından temiz ve verimli enerji stratejileri birincil öncelikli konular arasında yer alacak. Özellikle enerji tüketimi ve verimliliği konusu ülkeler ve şirketler için en önemli rekabet üstünlüklerinden birisi olarak kabul edilecek. Artık mesele, bir ürün tasarlamak ve üretmek değil, aynı zamanda onu enerji verimli yapabilmektir. Bu bağlamda enerji verimli ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi ile bu amaçla yapılacak işbirliklerinin geleceğin konuları arasında yer alacağı anlaşılıyor. Enerji, geleceğin mutlaka çözülmesi gereken önemli bulmalarından birisidir.

Kazan-Kazan

Geleceğin en değerli anahtar kavramlarından birisi işbirliğidir. Bu konu şirketlerden sivil toplum kuruluşlarına, akademik kurumlardan kamuya kadar herkesi içine alan bütünsel gelecek tasarımının ayrılmaz bir parçasıdır. Kazan-kazan anlayışının hâkim olacağı işbirliği süreçlerinde doğru kamusal politikaların oluşturulması beklenir.

Geleceğin ekonomisinde devlet, bir hükümran olmaktan daha çok, büyük ölçekli bir paydaş ve politika geliştirici olarak kabul edilmelidir. Bugün şirketler arasında gözlenen rekabetin; bilimsel, teknolojik ve ekonomik olarak ülkeler arasında yer alacağı düşünülürse işbirliğinin ve paydaşlığın önemi bir kez daha ortaya çıkar. Geleceğin referansı gelecektedir; geçmişten esinlenilerek yaşanabilir yeni bir dünya kurulamaz.

Gürcan Banger

( Toplam ziyaret sayısı: 24 , bugünkü ziyaret sayısı: 1 )

BEĞEN – İZLE

About Gürcan Banger

GÜRCAN BANGER elektrik yüksek mühendisi, danışman ve yazardır. Eskişehir Maarif Koleji ve ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunudur. Aynı bölümde yüksek lisans çalışması yaptı. Kamuda mühendislik hizmetleri yapmanın yanında bilişim donanımı ve yazılımı, elektronik, eğitim sektörlerinde işletmeler kurdu, yönetti. Meslek odası ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. 2005’ten bu yana bazı büyük sanayi şirketleri de dâhil olmak üzere çeşitli kuruluşlarda iş kültürü, yönetim, yeniden yapılanma, kümelenme, girişimcilik, stratejik planlama, Endüstri 4.0 gibi konularda kurumsal danışman, iş ve işletme danışmanı ve eğitmen olarak hizmet sunuyor. Üniversitelerde kısmi zamanlı ders veriyor. Raylı Sistemler Kümelenmesi'nde küme koordinatörü olarak görev yaptı. Halen "bizobiz.net Danışmanlık ve Eğitim" firmasında proje koordinatörüdür. Kendini “business philosopher” olarak tanımlıyor. Düzenli olarak blogunda (http://www.bizobiz.net) yazıyor. Değişik konularda yayınlanmış kitapları var. Son çalışmalarından "Endüstri 4.0 Uygulama ve Dönüşüm Rehberi" Kasım 2018'de, “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme” Eylül 2016’da (2018'de 2. baskı), “Endüstri 4.0 Ekstra” Mayıs 2017'de (2018'de 2. baskı), "Aşkın Anlamlar Kitabı" Eylül 2017'de, "Camı Kırık Şiirler Senfonisi (şiir)" 2019'da ve "Yaratıcı Problem Çözme Teknikleri" 2019'da Dorlion Yayınları arasında çıktı. Çeşitli gazete, dergi ve bloglarda yazıları yayınlanıyor. KİTAPLARINDAN BAZILARI: Gürcan Banger, "Yaratıcı Problem Çözme Teknikleri", Dorlion Yayınları, 2019, Ankara. Gürcan Banger, "Endüstri 4.0 Uygulama ve Dönüşüm Rehberi", Dorlion Yayınları, 2018. Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 – Ekstra”, Dorlion Yayınları, 2. baskı, 2018, Ankara. Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme”, Dorlion Yayınları, 2. baskı, 2018, Ankara. Gürcan Banger, “Aşkın Anlamlar Kitabı”, Dorlion Yayınları, Eylül 2017, Ankara. Gürcan Banger, “Sivil Toplum Örgütleri İçin Yönetişim Rehberi”, STGM Yayınları, 2011, Ankara. Gürcan Banger, “Eskişehir'in Şifalı Sıcak Su Zenginliği”, Eskişehir Ticaret Odası Yayınları, 2002. Gürcan Banger, “Siyasal Kalite: Siyasal Kalite Yönetimi”, Bilim Teknik Yayınevi, 2000, İstanbul Gürcan Banger, “C/C++ ve Nesneye Yönelik Programlama”, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul Gürcan Banger, “Pascal: Borland / Turbo 4, 4.5, 5,5, 6,7 ve 7.01”, Bilim Teknik Yayınevi, 1999, İstanbul Gürcan Banger, “Siyasetin Mimarisi”, Ant Matbaacılık Yayıncılık, Haziran 1995, Eskişehir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.