Farklı Düşünmek

      Yorum yok Farklı Düşünmek

Birey olarak değişimi yaratmak, her zaman elimizde ve kolay olmayabilir. Kimi zaman ilgilendiğimiz olayın ya da sistemin şartları bizi aşan bir ölçeğe sahiptir. Bu durumda bireysel çabalarımız yeterli olmaz. Örneğin toplumsal olaylar bu şekilde oluşur. Bireysel niyetimiz ya da çabalarımız, toplumsal boyutta etkili olmak için muhtemelen yetersiz ya da zayıf kalacak.

Benzer şekilde küresel yönelimler de bireysel tercihlerden daha büyük bir şey… Örneğin küreselleşme, tek tek insanların eylemleri olmaktan daha öte bir büyüklük ve bütünlük arz eder. Dolayısıyla farklılaşma kendi ölçeğimizde olduğunda bizim başarabileceğimiz bir konu iken toplumsal ve küresel boyuta ulaştığında bizi içine alıp sürükleyen bir sel haline dönüşür.

Hızlı Dünya

Dünyada ve ülkemizde ekonominin daha yavaş değiştiği dönemler vardı. Böyle dönemlerde babadan oğula işletme ilke ve politikaları miras bırakmak mümkün. Ama değişimin hızının da değişmekte olduğu Küresel Çağ’da babamızın işletme anlayışı ile devam etmek mümkün değil. Değişen çevre şartları, işletmeye ilişkin ilke ve politikaların da yenilenebilir olmasını gerektiriyor.

Bir işletmenin dış ortamında ilk dikkati çeken unsurlar arasında rakipler, tedarikçiler ve müşteriler yer alır. Günümüzde iş dünyasında bu üç aktörün her biri hızla ve ciddi orada değişime uğramakta… Örneğin müşterilerin beğenileri, seçim tarzları, harcama biçimleri ve pazarlama çalışmalarından etkilenme modelleri biteviye değişmekte. Bu nedenle kendini müşterinin şartlarına göre değiştirmeyen bir işletme düşünmek mümkün değil.

Çağın iş dünyasının en önemli özelliklerinden birisi sertleşen rekabettir. Rekabet ise rakiplerin durumunun izlenmesi ve değerlendirilmesi demektir. Dolayısıyla rakipler de bir işletmeyi değişime zorlayan aktörler arasında yer alır. Diğer yandan bir işletme, kendisine mal ve hizmet sağlayan tedarikçilerin durumunu ve değişim şartlarını da izleyip değerlendirmek zorunda. Tedarikçilerin şartlarındaki değişmeler, pek çok durumda ilgilendiğimiz işletmenin de farklılaşmasını gerektirebilir.

Yaşadığımız zaman diliminde ve dünyada dede, oğul ve babanın aynı iş şartlarını paylaştığı durum çok eskilerde kaldı. Bugünün iş dünyasında aynılaşanlar var ama gidişatı farklılaşmalar ve değişimler belirliyor.

Değişen Jargon

Bu sıralar ar-ge, ür-ge, inovasyon gibi yaratıcı düşünce temelli sözcükler iyiden iyiye günlük yaşamımıza girdi. Ama eğitim sistemimizin her alanı, hâlâ dünyaya elmalar ve armutlar açısından bakmaya devam ediyor. Kültürümüz gereği, değişen dünyayı da dokunulabilir nesnelerle kavramaya çalışıyoruz. Örneğin değişimi fark edip etmediğimiz konusunda bir soruya muhatap olsak, muhtemelen bilgisayarlardan, cep telefonlarından veya dev gibi binalardan söz ederiz. Büyük alışveriş merkezleri, değişen otomobil modelleri, yeni teknoloji ile üretilmiş TV cihazları, cep ve çantalarımızın vazgeçilmezleri arasına giren elektronik kameralar, giderek karmaşıklaşan cep telefonları, alternatif enerji kaynaklarını kullanan yeni cihazlar…

Dokunulmayan değişim olabilir mi? Gözle görüp elle dokunabildiğimiz maddi değişimin arka planında fikrî değişimin yer aldığını çoğu zaman unutuyoruz. Dokunulmayan ama akılla kavranabilen değişimin unsurları; düşüncedir, zihniyettir, fikriyattır, bilimdir, sanattır, geleceğe ilişkin felsefi öngörülerdir.

Kişi, yeterli düzeyde eğitimli olmasa bile teknolojinin ürünlerini kullanabilir. Örneğin otomobil kullanmak için kanunda yazılı olan ilköğretim diplomasından fazlası gerekmez. Fakat dünyadaki fikrî değişimi anlamak için sadece temel eğitim yetmez; bundan başka biteviye üretilen yeni eserleri okumak ve belki de tartışmak gerekir.

Eğitim

Çok okuyan bir toplum değiliz. Okuyanı takdir ettiğimiz kadar tehlikeli de buluruz. Bu ülkenin okuduğu ve yazdığı için başı derde giren çok sayıda entelektüeli olduğunu bilirsiniz. Kitaba verilen para, boşa harcanmış muamelesi görür. Buna bağlı olarak kitap sektörümüz de fazlaca bir gelişme gösterememiştir. Diğer yandan gelir düzeyi düşük bir toplumda fikir üretme mekanizmalarının da zayıf olması son derece olağandır.

Türkiye’nin bilimsel sıralamadaki yeri üst sıralarda değil. Ama kitapçı vitrinlerine baktığımızda; bu büyük topluluk tarafından yılda üretilen güncel kitap ve dergi makalesi sayısının da pek fazla olmadığını gözlüyoruz. Fikri üretimdeki bu kısırlık, basın manşetlerinden TV kanallarının günlük programlarına kadar her alana yansıyor. Ciddi bir sığlık ve düzeysizlik içinde pireyi deve yaparak ya da devekuşu gibi kafamızı kuma sokup ciddi sorunları görmezden gelerek gün geçiriyoruz. Depremi yaşayarak kavradığımız gibi, dünyadaki değişimi de dokunarak kavramak istiyoruz. Ama düşünmeyi, okumayı, sağlıklı tartışmayı ve yazarak paylaşmayı öğrenemediğimiz sürece değişim, bizim için korkulacak bir şey olmaya devam edecek.

Değişim ve Sosyal Yapı

Bir toplumda yeni fikrî açılımların olması veya başka çevrelerde üretilen yeni yaklaşımların kök tutabilmesi için o ülkenin sosyal yapısının buna uygun olması gerekir. Düşüncenin önündeki hukuksal, kültürel ve töresel engeller olduğu sürece yeni fikirlerin kamuoyuna mal olması mümkün olmaz.

Birden çok kimsenin kendilerine göre suç olan bir davranışından ötürü birini, yasa dışı ve yargılamasız olarak taş, sopa ve benzeri araçlarla döverek öldürmesine “linç” denir. Ama linçin tek uygulaması, fiziksel şiddet şeklinde olmaz. Bu ülkede yaşayan pek çok aydın, aralarında okumuşların da yer aldığı bağnazlar güruhunun sosyal, kültürel ve fikrî linç girişimlerinden kendilerini koruyamamışlar. İşin ilginç yanı; pek çok fikri linç olayının gerekçesi olarak hamasi unsurların kullanılmış olmasıdır. Karalama ve çamur atma girişimlerinin arasında okumuş geçinenlerin olması da pek şaşırtıcı değil. Binalar, arabalar, bilgisayarlar veya cep telefonları değişiyor. Ama (fikrî linçi ortadan kaldırmak üzere) kafaların değişimi biraz daha uzun zaman alıyor.

Özgür ve Sınırsız Düşünmek

İnsan olarak diğer canlılardan en önemli ‘üstünlüklerimizden’ birisinin düşünmek olduğunu iddia ederiz. Diğer yandan tür olarak bizi ayırt ettiğini söylediğimiz bu farklılığın sorunları üzerine yeterince kafa yormuyoruz. Bu özelliğimizi yeterince iyi kullanabildiğimiz kuşkulu… Düşünce sistemimizin önüne geçen korkularımız daha nitelikli düşünebilmenin önünde engeller oluşturuyor. Korkularımızın üreticisi olan baskılar, muhtemelen düşünebilme yetimizi köreltiyor.

Düşünmek adını verdiğimiz yetiyi özgürce geliştirebilmek için nelerin ‘nitelikli düşünmenin’ önünü açtığını bilmek lazım. Bu konuda bize yardımcı olacak yollardan birisi, düşünce atlasında kendine yer edinmiş olan insanların özelliklerini incelemek olmalı. Büyük buluşlara yol açan, bilim ve sanat alanlarında izler bırakan ve/veya dünyanın kültürel akışının yönünü değiştiren insanlar nitelikli düşünme aşamasına ulaşmak için nasıl yaklaşımlar kullandılar? İnsanın öğrenmesinde karşılaştırmanın (kıyaslamanın) önemini hatırlayınca, düşünceyi böyle analiz etmenin yararlı olacağı sonucuna varabiliriz.

Özgünlük

Bağnazlık (fanatizm), düşünmenin önünü kapatır; çünkü nitelikli düşünme, açık fikirlilik ile başlar. Hiç kuşkusuz; gelenekler önemlidir. Ama tümüyle geleneklerle donanarak yeni bakış açıları elde etmek mümkün olmaz. Gelenekler açısından baktığınızda; önemli olan; geçmişi ve geleneği bugüne ve geleceğe yenilikle eklemleyebilmektir.

Yeni olan (neredeyse) her şeyin içinde geçmişten ve gelenekten taşınan unsurlar var. Yenilik yaratmak, çoğu zaman geleneğin parçalarının daha iyi biçimde yeniden bütünleştirilmesi anlamına geliyor. Kimi durumlarda ise bu birleştirmeye yeni unsurlar da eşlik ediyor.

Yeni ve özgün olan, pek çok durumda dirençle karşılanıyor. Ama tarihin büyük yanlışları da bu direncin içinde yer alıyor. Geçmişte kendi alanlarında ünlü olmuş bazı kişi, kurum ve kuruluşları bugün hatırlamıyoruz; bu yok oluşta onların yeni ve özgün olana direnmelerinin ciddi payı var. Bir örnek arasanız; İsviçre’nin ünlü mekanik saatçiliğinin elektronik saatler karşısında bağnaz direnişini hatırlayın. Yine PC bilgisayar sektörüne girmekte geç kalarak yokuşa aşağı inişe geçen geçmişin ünlü bilgisayar devlerini de sektörün tarih kitaplarından okuyabilirsiniz.

Bilinçli Farkındalık

İyi ve nitelikli düşünmenin en önemli unsurlarından birisi araştırmaya ve iz sürmeye yönelten kuşkuculuktur. Düz mantığın, ön yargılarımızın veya kabullerimizin o an gördüğümüz veya tanık olduğumuz şeyi sıradanlaştırmasına (yaşamın olağan bir parçasıymış gibi anlamamıza) izin vermemek gerekir.

İyi düşünme yetisini geliştirmiş kişi, farkındalık konusunda da ilerlemelidir. Gördüğü bir olayı dikkatle incelemeli, çalışmalı ve (o ana kadar olanlardan ‘farklı’ olabileceği bakışıyla) yorumlayabilmelidir. O, şimdiye kadar bellediklerinin, öğrendiklerinin veya sıradan mantık yürütmelerin kendisini yanıltabileceğinin farkında olmalıdır.

Kimi olayları veya gözlemlerimizi açıklamak için o ana kadar öğrendiklerimiz veya bildiklerimiz yeterli olmaz. Bu noktada ipucu bulmak için Dedektif Colombo, Hercule Poirot veya Sherlock Holmes duyarlılığı gerekir. Her şeyi bilemeyebiliriz; ama ipuçlarının farkında olduğumuzda ihtiyaç duyduğumuz bilgilenme, gerekli araştırma ve sorgulama ile henüz bilmediğimiz ama ‘hissettiğimiz’ sonuçlara ulaşabiliriz. Nitelikli düşünce süreci bilinçli merak ve farkındalık ile başlar.

Çözümleyicilik

Düşünme süreci, bir sistemdir; her sistemde olduğu gibi yapıtaşlarından ve ilişkilerden oluşur. Bir sistemi çözümleyebilmek (analiz edebilmek için) bazı yöntemler, teknikler ve araçlar kullanırız. Bunlar arasında (örneğin istatistik gibi) hesap bilimleri ve mantık önemli bir yer tutar. Yukarıda düz mantığın bizi yanıltmaması gerektiğini söyledim. Buradaki kastım, matematiğin ve mantığın işlem-yoğun dünyası içinde kaybolmamak ve güncel düz mantığın kuşkuculuğumuzun yok olmasına yol açmamasıdır.

Düşünmeyi insanın önemli niteliklerinden birisi kabul eden kişi sorunları ve olayları derinlemesine analiz etme isteğine ve becerisine sahip olmalıdır. Analiz süreci, kimi durumlarda bilinen yol ve araçlara meydan okuyabilir, yeni yaklaşımların geliştirilmesine önayak olabilir. ‘Yeni’ bir durum karşısında doğru açıklama veya yorumlama için yeni yol ve araçlar, yeni analiz ve anlatı biçimleri, yeni kanıtlama ve doğrulama yaklaşımları gerekebilir. Gelecek, uzun vadede geçmişin bir devamı gibi görünse de; sosyal ilerleme, sıçrama yapabilmek için ‘yeni’ olana ihtiyaç duyar.

Bilim ya da disiplin olarak sınıflandırdığımız bilgi grupları, öz olarak evrene, doğaya ya da topluma bakış açımızı ifade eder. Aynı maddi olaya fizik, kimya veya biyoloji farklı yöntemi teknik ve araçlarla farklı açılardan bakabilir. Bakılan ‘şey’ aynı olduğuna göre farklı bakışların birbirlerinin yaklaşımlarından esinlenmeleri kadar olağan ne olabilir?

Yeni’ olanı üretmek için her şeyi sıfırdan tasarlamak gerekmeyebilir. Çoğu zaman yenilik tohumları, uzak ya da yakın başka alanlarda bulunabilir. Bir örnek vermem gerekirse; sanat alanında mevcut bir sorun için ihtiyaç duyulan çözümü fizik bilimi alanında bulabiliriz. Kimyanın geliştirmiş olduğu bir yöntem veya teknikten ekonomi alanında yararlanmak mümkün olabilir.

Yaratıcılık

İhtimaller… Belki de yaşamı eğlenceli hale getiren en önemli unsur… Yaşamın kendisinde asla iki kere ikinin dört ettiği monotonluğu yoktur. Tavlada oyuncunun tüm zar atışları (ihtimal gereği) 6-6 olabilir ama bu, oyunun kazanılacağı anlamına gelmez. Geleceğin belirsizliği yaşamı daha güzel, heyecanlı ve eğlenceli hale getirir.

Nitelikli düşünme yetisini geliştirmiş kişi, daima ihtimallere açıktır. Onun için ihtimaller, düşünme becerisinin gıdalarından birisidir. Bir ihtimalle karşılaştığında bununla ilgili bir varsayım geliştirir; bilgi, deneyim ve araştırmaları ile bunu sınar, doğrulamasını yapar. İhtiyaca ve sorunun niteliğine bağlı olarak varsayımları (veya çözümleri) çoğaltır; doğruladıkları arasında kıyaslama ve önceliklendirme yapar. Bilinenler dışında denenmemiş varsayımlar ve yeni çözümler bulmaya çalışır.

Yaratıcı düşünmenin ilk unsurlarından birisi “Eğer?” sorusunu sorabilmektir. ‘Eğer’ ile başlayarak kurulan varsayım “Neden?” sorularının cevaplanması ile sürer. ‘Eğer’ ve ‘Neden’ sorularını soramazsak, düşünmenin yaratıcılık unsurunu dışarıda bırakıyoruz demektir.

Dualite / İkizlik

İyi düşünme yetisine sahip bir kişi, açık fikirlilikle özgün düşünceler üretebilmeli; gelişen olaylara karşı farkında olmalı; olayları yol ve araçlar kullanarak çözümleyebilmeli; ‘eğer’ ve ‘neden’ sorularını sorabilmeli.

İnsanın öğrenme modeli karşılaştırma ve kıyaslamadır. Bu bağlamda insan, siyahı ve beyazı birlikte (karşılaştırarak ve farklılıklarını) izleyerek öğrenir. En basit biçimiyle insan, maddi farklılıkları görür; bunları soyutlar ve genelleyerek bilgiye dönüştürür. Benzer biçimde ışığı ve karanlığı, doluyu ve boşu, olumluyu ve olumsuzu birlikte öğrenir. Örneğin müzik, notaların kendisi değil; notalar ve sessizlik arasında (insanın algıladığı) farklılıklardır.

Ama insanın ikili düşünme sistematiği sadece saydığım bu kavramlardan ibaret değil. ABD’li roman ve öykü yazarı F. Scott Fitzgerald (1896-1940), nitelikli düşünme yetisinden söz ederken bunu “iki karşıt fikri [beyinde] bir arada tutabilme becerisi” olarak tasvir ediyor. 1945’te yayınlanan makalelerini, notlarını ve mektuplarını içeren “The Crack-Up” isimli kitapta Fitzgerald şunları söylüyor: “Hikâyeye devam etmeden önce bir genel gözlem yapayım – birinci sınıf bir zekânın (dehanın) sınaması, aynı anda iki karşıt fikri akılda tutabilmesi ve hâlâ normal işleme yeteneğini koruyabilmesidir.” Dalga Teorisi ya da entropi gibi pek çok bilimsel teorinin ve buluşun arka planında nitelikli düşüncenin bu ikili yapısının bulunduğunu görmek hiç şaşırtıcı değil.

Bütünlük

Bir orman sadece (sığ bir bakışla gördüğümüz) ağaçların toplamı değildir. Orman bir sistemdir. Her sistem çeşitli öğelerden ve bu öğeleri belli bir amaca yönelik olarak bağlayan bir bütünlüktür. Dolayısıyla bir sistemden söz ettiğimizde; sistemin unsurlarını, bu unsurlar arasındaki ilişkileri, sistemin amacını ve bu amacı yerine getirmek üzere bir bütünlüğün oluşmasını dile getiririz.

Nitelikli düşünme yetisini geliştirmiş kişi, bir olay ya da durumla karşılaştığında onu çözümlemeyi (analiz etmeyi) bilir. Ama bundan daha fazlasını da yapar. Analiz ettiği ‘şeyi’ kendi bütünlüğü içinde de kavrar. O sistemin bir bütün olarak başka sistemlerle ve dış çevreyle nasıl bir etki-tepki bütünlüğü içinde olduğunu kavrar. Buna ‘büyük resmi’ görmek diyebiliriz.

Yaşam, asla basit bir makine değildir. Onun işleyişinin karmaşıklığını fark etmemiz ve onunla ilgili her anın (her şeyin) hassas bilgisine sahip olmayacağımızı bilmemiz gerekir. Bu nedenle nitelikli düşünmenin bütünlük boyutu, kişinin sahip olunamayan (erişilemeyen) bilgiler konusunda kestirimler yapmasını, öngörülerde bulunmasını ve boşlukları doldurmasını gerektirir.

Zenginlik ve Çeşitlilik

Hiçbir yazar ya da şair, ilk yazdığı birkaç satır ya da sayfa ile ünlü olmamıştır. Genel anlamda yazarlık, biteviye üreterek yetkinlik artırılan bir alandır. Acemilikten kalfalığa, ustalıktan bilgeliğe erişebilmek için adım adım ama biteviye üretmek gerekir. Bu süreçte ısrarlı, azimli ve çalışkan yazarın (izleyicileri bir tarafa) kendisi de yarattığı gelişmeyi, çeşitliliği ve ilerlemeyi görecektir.

Nitelikli düşünce yetisini sadece düz zekâya bağlamak yapabileceğimiz önemli yanlışlardan birisidir. Pek çok konuda olduğu gibi; düşünme yetisi de geliştirilebilir. Arzu edilen zenginliğe ve çeşitliliğe ulaşmanın en önemli yolu ve aracının çalışmak olduğunu özümsemek gerekir. Tarihte ustalık dönemine erişebilmiş tüm bilim insanı ve sanatçıların geçmişinde böylesine bir yoğun çalışma süreci olması hiç şaşırtıcı değil.

Uygulamacılık

Bir düşünme eyleminden söz ettiğimizde; söz konusu sadece sözel veya yazılı olarak ifade edilmiş soyut düşünceleri değildir. Nitelikli düşünme yetisi, düşüncenin gerçek yaşamda uygulanmasını dışarıda bırakmaz. Bir düşünce gerçek yaşamda uygulanma fırsatı bulduğunda insani ve toplumsal iyiye katkı yapar, katma değere dönüşür.

Tarihte düşünce dünyasının seçkin isimlerini incelediğimizde bu kişilerin sadece düşünceyi üretmekle kalmayıp bunun uygulanması için de çaba sarf ettiklerini görürüz. Günümüzde düşüncenin uygulama aşamasına geçmesinde kullanılan ve genelde “fikri mülkiyet” adı verilen araçlar var. Bunları patent, faydalı model, coğrafi işaret ve benzeri isimlerle tanıyoruz. (Aslına bakarsanız mevcut fikri mülkiyet anlayışı, geçen yüzyıla, yani Sanayi Çağı’na ait bir olgu… 21’inci yüzyılın yeni teknolojileri çerçevesinde fikri mülkiyet kavramının ve koruma yaklaşımının değişmesi gerekecek.)

Görsellik

Bir düşünce üretilmekle hedefe varılmış sayılmaz. Düşüncenin ihtiyaç duyulan ortama iletilmesi (anlatılması) gerekir. Düşünce, insanlarla birlikte bir ‘bedene’ ve ‘yaşamsallığa’ kavuşur.

Anlatının en verimli ortamlarından birisi görselliktir. Nitelikli düşünme yetisini elde etmiş pek çok insan, düşüncelerini aktarabilmek için tarih boyunca görsel anlatı araçlarını tercih etmiş. Leonardo da Vinci’nin taslaklarından Piri Reis’in Dünya haritasına kadar tüm örnekler görsel anlatımın önemini ortaya koyuyor. Geçmişte resim ve heykel sanatının gelişmişliğinde bu ihtiyaç var. Günümüzde sinemanın yaygınlığı da benzer bir ihtiyacın karşılanmasını ifade ediyor.

Günümüzde zekice hazırlanmış başarılı konferans, sempozyum veya panel sunumlarında görselliğin öne çıktığını görebiliyoruz. Bu tür yaklaşımlar, düşüncenin daha verimli aktarılmasını sağlıyor. Dolayısıyla görsel iletişimi de nitelikli düşünme süreçlerinin önemli bir unsuru saymamız gerekiyor.

Düşüncenin Gücü ve Dayanıklılığı

Özgür ve kısıtsız düşünce yetisi, söyleniverdiği kadar kolay bir şey değil. Hiç kuşkusuz; düşünceyi üretmek, onu başkalarına aktarmak ve toplamda nitelikli düşünme yetisini geliştirmek emek ve zaman gerektiriyor. Diğer yandan özgür ve kısıtsız düşünme, aynı zamanda var olana (geleneğe ve statükoya) meydan okumak anlamına geliyor. Her meydan okumada olduğu gibi; bu durumda da itirazlarla, karşı duruşlarla ve baskıyla karşılaşmak son derece olağan…

Yeni düşüncenin kabulü, tarihin hiçbir döneminde kolay olmadı. Düşünceleri yüzünden fiziksel ve fikri linçe uğrayan pek çok kişi oldu. Bu nedenle özgür ve kısıtsız düşünme yetisinin son unsurunun özgüven, dayanıklılık, eleştirilere cevap verme gücü ve baskılara karşı koyma gücü olduğunu söylemeliyiz.

Gürcan Banger

BEĞEN – İZLE

About Gürcan Banger

GÜRCAN BANGER elektrik yüksek mühendisi, danışman ve yazardır. Eskişehir Maarif Koleji ve ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunudur. Aynı bölümde yüksek lisans çalışması yaptı. Kamuda mühendislik hizmetleri yapmanın yanında bilişim donanımı ve yazılımı, elektronik, eğitim sektörlerinde işletmeler kurdu, yönetti. Meslek odası ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. 2005’ten bu yana bazı büyük sanayi şirketleri de dâhil olmak üzere çeşitli kuruluşlarda iş kültürü, yönetim, yeniden yapılanma, kümelenme, girişimcilik, stratejik planlama, Endüstri 4.0 gibi konularda kurumsal danışman, iş ve işletme danışmanı ve eğitmen olarak hizmet sunuyor. Üniversitelerde kısmi zamanlı ders veriyor. Raylı Sistemler Kümelenmesi'nde küme koordinatörü olarak görev yaptı. Halen "bizobiz.net Danışmanlık ve Eğitim" firmasında proje koordinatörüdür. Kendini “business philosopher” olarak tanımlıyor. Düzenli olarak bloglarında (http://www.duyguguncesi.net ve http://www.bizobiz.net) yazıyor. Değişik konularda yayınlanmış kitapları var. Son çalışmalarından "Endüstri 4.0 Uygulama ve Dönüşüm Rehberi" Kasım 2018'de, “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme” Eylül 2016’da (2018'de 2. baskı), “Endüstri 4.0 Ekstra” Mayıs 2017'de (2018'de 2. baskı), "Aşkın Anlamlar Kitabı" Eylül 2017'de, "Camı Kırık Şiirler Senfonisi (şiir)" 2019'da ve "Yaratıcı Problem Çözme Teknikleri" 2019'da Dorlion Yayınları arasında çıktı. Çeşitli gazete, dergi ve bloglarda yazıları yayınlanıyor. KİTAPLARINDAN BAZILARI: Gürcan Banger, "Yaratıcı Problem Çözme Teknikleri", Dorlion Yayınları, 2019, Ankara. Gürcan Banger, "Endüstri 4.0 Uygulama ve Dönüşüm Rehberi", Dorlion Yayınları, 2018. Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 – Ekstra”, Dorlion Yayınları, 2. baskı, 2018, Ankara. Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme”, Dorlion Yayınları, 2. baskı, 2018, Ankara. Gürcan Banger, “Aşkın Anlamlar Kitabı”, Dorlion Yayınları, Eylül 2017, Ankara. Gürcan Banger, “Sivil Toplum Örgütleri İçin Yönetişim Rehberi”, STGM Yayınları, 2011, Ankara. Gürcan Banger, “Eskişehir'in Şifalı Sıcak Su Zenginliği”, Eskişehir Ticaret Odası Yayınları, 2002. Gürcan Banger, “Siyasal Kalite: Siyasal Kalite Yönetimi”, Bilim Teknik Yayınevi, 2000, İstanbul Gürcan Banger, “C/C++ ve Nesneye Yönelik Programlama”, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul Gürcan Banger, “Pascal: Borland / Turbo 4, 4.5, 5,5, 6,7 ve 7.01”, Bilim Teknik Yayınevi, 1999, İstanbul Gürcan Banger, “Siyasetin Mimarisi”, Ant Matbaacılık Yayıncılık, Haziran 1995, Eskişehir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.