İşletmede Finansal Analiz: Kısa bir özet

İşletmenin ilerleyişini izlemek ve değerlendirmek üzere muhasebe sürecinde hazırlanan bazı raporları kullanılır. Muhasebe sisteminden üretilen bu raporlar “Finansal Tablolar” olarak isimlendirilir. Finansal tablolar, işletmede gerçekleşen fiziki ve mali boyutlu tüm faaliyetlerin sayısal olarak temsil edilmesidir. Girişimcinin ağırlıklı olarak ilgilenmesi gereken üç tür finansal tablo vardır: Gelir tablosu, bilanço, nakit akım tablosu.

Finansal Analiz

Finansal analiz işletmenin mali durumunun ve faaliyet sonuçlarının, finansal açıdan yeterli olup olmadığını saptamak ve gelecek için öngörülerde bulunmak amacıyla, tablolarda yer alan hesaplar arasındaki ilişkilerin ve bunların yıl bazındaki gelişimlerinin incelenmesidir. Bu bağlamda finansal analiz öncelikle işletmenin faaliyetlerinde performansı ve başarıyı ölçek amacıyla kullanılır. Gene bu çalışma sayesinde işletmenin –kârlılık başta olmak üzere– hedeflerine ulaşma durumu ortaya çıkar. Eğer hedefe ulaşılamamış ise nedenleri gene finansal analiz çalışmaları ile keşfedilir. Geleceğe yönelik planlama yapılmasında analiz çalışması birinci derecede katkı yapar. Miktar ve çeşitlilik olarak mal ve hizmet üretimi, fiyatlama yaklaşımı ve bunlarla ilgili kurumsal kararlarda finansal analiz çalışmasının sonuçları etkili olur. Böyle bir analizin en değerli sonuçlarından biri işletmenin borç gibi yükümlülüklerini yerine getirme gücü olup olmadığını ortaya çıkarmasıdır. Gene analiz sonuçlarına bağlı olarak işletme kararlarını oluşturmak, mevcutları düzeltmek ve geliştirmek mümkün olur.

İşletmeye ilişkin çok farklı alanlarda değişik türlerde finansal analiz çalışması yöntemi, tekniği ve aracı geliştirilmiştir. Piyasada bunlara ilişkin çok sayıda kitap, eğitim ve danışmanlık hizmeti bulmak mümkündür. Ayrıca muhasebe, finansman ve işletme kültürü eğitim verilen akademik kurumlarda konuyla bölümler ve dersler mevcuttur. Konunun az bilinir ve anlaşılır olması nedeniyle finansçı olmayan girişimci ve yöneticiler için geliştirilmiş çok sayıda finansal analiz dokümanı kitap, DVD veya video olarak çeşitli ortamlarda bulunabilmektedir.

Sayıca çok fazla olmakla birlikte; işletmelerde yaygın olarak kullanılan iki finansal analiz çalışması türü “oran (rasyo) analizi” ve “finansal kaldıraç analizi” olarak bilinir. Oran (rasyo), yukarıda sözü edilen mali tablolarda yer alan herhangi iki değer arasındaki ilişkinin matematiksel oran olarak ifadesidir. Oran (rasyo) analizi ağırlıklı olarak likidite kârlılık, faaliyet oranları ve finansal yapı olarak belirtilen konulara odaklanır.

Likiditeye ilişkin oranlar, bir işletmenin ticari borçlar, banka kredileri, ertelenen vergiler ve diğer giderler gibi kısa vadeli borçları ödeyebilme güç ve kapasitesini gösterir. Kârlı olmasına rağmen ödeme güçlüğüne rastlanan işletmelerin sayısının az olmaması, likidite oranları analizinin önemini ortaya koyan bir gerçekliktir. Kârlılık oranları işletmenin yaptığı satışlardan, işletmeye yapılan yatırımdan ve sermaye sahiplerinin işletmede risk ettiği öz kaynaklardan tatmin edici büyüklükte getiri elde edebilme yeteneğini ölçer. Faaliyet oranları işletmenin faaliyetlerini ve varlıklarını kâr etmek ve nakit yaratmak için ne kadar verimli kullandığını ölçmeye yöneliktir. Finansal yapı oranları ise genel anlamda işletmenin finansman yapısını incelerken; kısa ve uzun vadede borç yapısını ve faiz ödeme kapasitesini ortaya koyar.

Finansal kaldıran analizi çalışması, faaliyet kaldıracı ve başabaş noktası olmak üzere iki ayrı şekilde yapılır. Faaliyet kaldıracı, işletmenin sabit yatırımlarının ve sabit maliyet unsurlarının üretim sürecine yansıma biçimini dile getirir. Örneğin işletmenin emek-teknoloji karması bu bağlamda ele alınan konulardan biridir. Başabaş noktası analizi, işletmede gelirin gidere eşit olduğu noktayı bularak kâra geçişi sağlayacak üretim miktarına odaklanır. Bu analiz sayesinde bir yandan işletmenin üretim kapasitesi belirlenirken, diğer yandan ekonomik üretim sınırları çizilmiş olur.

Her girişimci ve yöneticinin finansal analiz konusunda okuryazarlık düzeyinde de olsa donanımlı olması beklenir. Analizin yapılması, raporlanması ve sunumu konusunda ise muhasebeci veya mali müşavirden destek alınabilir.

Oran Analizi

Çoğu geleneksel girişimci ve yönetici, ‘kulaktan dolma’ iş kültürünün kötü bir parçası olarak muhasebenin önemini yeterince bilmez. Onlar muhasebenin sadece devletin şart koştuklarının yerine getirilmesi olduğunu düşünürler. Hâlbuki muhasebe bilgileri işletmenin geçmişi ve şimdiki durumu ile ilgili önemli veriler ve geleceğe ilişkin ciddi ipuçları içerir. Ayrıca bu konu sadece finansmanla ilgili olmayıp, işletme yönetimine ilişkin stratejiler ve politikalarla yakından ilişkilidir. İşletme muhasebesini yönetim amacıyla kullanmak için değerli yaklaşımlardan biri oran (rasyo) analizidir.

Daha önce de söz ettiğim gibi; bir işletme muhasebesinin yönetim açısından önemli üç dokümanı bilanço, gelir-gider tablosu ve nakit akım tablosudur. Oran analizi tekniğinde, bu tablolardaki bazı kalemler arasındaki ilişkiler, birbirinin oranı olarak belirlenir. Oranlanmak üzere seçilen finansal verilerin (aşağıda da örnekleyeceğim üzere) anlamlı sonuçlar üretecek şekilde belirlenmesine dikkat edilir. Oluşturulan oranlar sayesinde işletmenin ekonomik ve finansal yapısı, kârlılık, likidite (nakite dönebilme ve borç ödeyebilme) ve işleyişin sürdürülebilirliği gibi konular hakkında yargı ve kararlara varmaya çalışılır. Oran analizi ile ulaşılmak istenen nokta, adeta bir hesap tablosu yazılımı kullanarak bir dizi sayısal değer üretmek değildir. Önemli ve değerli olan, elde edilen sayısal oranların işletme strateji ve politikalarına yön verebilecek biçimde yorumlanmasıdır.

Oran analizi kapsamına giren hesaplamalar likidite, faaliyet, mali yapı ve kârlılık olmak üzere dört genel başlık altında toplanır. Likidite oranları, işletmenin faaliyetleri sırasında kısa vadeli borçların zamanında ödenmesi gücünü belirlemek ve ölçmek amacıyla kullanılır. Faaliyet oranları, işletme varlıklarının kullanım (yararlanma) derecelerini gösterir. Bu varlıkların etkili ve verimli kullanılması ile işletme kârlılığı artırılabilir. Faaliyet oranı satışlar kalemiyle ilgilenilen varlığı temsil eden kalem arasındaki oran olarak tanımlanır. Mali yapı oranları işletmenin finansal kaynakları arasındaki ilişkiyi gösterir. İşletmenin kalıcılığı ve sürdürülebilirliği açısından varlıklara yapılan yatırımlara uygun finansal kaynakların kullanılması ve mali riskin en uygun düzeyde tutulması gerekir. Kârlılık oranları ise işletme faaliyetleri sonucu ortaya çıkan kârın yapısını ve niteliklerini araştırıp ortaya koyar. Genelde kâr ile satışlar veya kâr ile kaynaklar ve varlıklar arasında oransal ilişkiler kurulur.

İşletme sahibi, girişimci veya yönetici muhasebe ve finansman konusunda bilgi ve deneyim açısından kendini yetersiz buluyorsa ilk atacağı adım bu konuda –örneğin piyasada bulunan kaynak kitaplardan– açığını kapatma yolunu seçmek olmalıdır. Kitapçılarda “Finansçı Olmayanlar İçin” başlıklı, sadeleştirilmiş, ama odaklanmış çok sayıda muhasebe ve finansman kitabı bulmak mümkündür. Ayrıca finansal oranların hesaplanması, sunumu ve açıklanması konusunda işletmenin muhasebeci veya mali müşaviri de yardımcı olacaktır.

Likidite Oranları

Bir işletmenin finansman boyutunda en önemli unsurlarından biri işletme sermayesidir. Başarılı bir yatırım yapan, ama işletme sermayesi yetersizliği nedeniyle zor duruma düşen çok sayıda örnek bulabiliriz. Diğer yandan bir firmaya borç veren banka gibi kuruluşların ilk ilgilendikleri göstergelerden biri firmanın işletme sermayesi olarak kabul edilen dönen varlıkları ile kısa vadeli borçlar arasındaki ilişkidir. (Nakit ve nakit benzeri varlıklar ve bir yıl içinde nakde çevrilebilecek niteliğe sahip varlık kalemlerine “dönen varlıklar” denir.) Cevabı merak konusu olan soru, işletmenin (0-12 ay gibi) kısa vadeli borçlarını ödemeye yetecek dönen varlıkları olup olmadığıdır. Bu amaçla dönen varlıklardan kısa vadeli borçlar çıkarılarak “net işletme sermayesi” elde edilir.

Eğer işletmenin bir yıl içinde nakit ve nakde dönebilecek varlıkları (bir yıl içinde ödenecek) kısa vadeli borçlarından yüksek ise net işletme sermayesinin pozitif olduğu anlamı çıkar. Sonucun düşük veya negatif olması, firmanın işletme sermayesi açığı olduğu anlamına gelir. İşletme sermayesi açığı ise işletmenin günlük işlerini sürdürmekte (malzeme, enerji, işçilik, kira vb. gibi) giderleri karşılamada sıkıntıya düşeceği anlamına gelir. Kriz ve panik halinde bankalara koşuşturan küçük işletme sahiplerinin ana sorunlarından biri zamanında doğru kavranamamış olan işletme sermayesinde oluşan açıktır.

Net işletme sermayesi, işletmenin borç ödeme gücünü temsil eden göstergelerden sadece bir tanesidir. Pozitif olduğu durumlarda bile bu gösterge ile yetinmek doğru olmak olmaz. Diğer likidite oranlarını incelemek gerekir.

İşletmenin kısa vadeli borçlarını zamanında ödeme gücünü gösteren likidite oranları içinde en değerlilerin başında “cari oran” gelir. Nakit ve nakit benzerlerinin toplamı olan dönen varlıkların, kısa vadeli borçları ne oranda karşıladığını gösteren bu sayısal veri, işletme sermayesi yeterliliğini ve borç ödeme kapasitesini sergileyen bir göstergedir. Cari oran, dönen varlıkların kısa vadeli borçlara oranı şeklinde hesaplanır.

Sermaye piyasalarının gelişmiş olduğu ve uzun vadeli borçlanma imkânları olan ekonomilerde bu oranın 2 dolayında olması beklenir. Oranın 2’den küçük olması halleri işletmenin likidite durumunun iyi olmadığını ifade eder. Sermaye ve borçlanma piyasalarının yeterince gelişmediği ve küçük işletmelerin gerekli ilgiyi görmediği ülkemizde cari oranın 1,5 dolayında olması da makul kabul edilir. Bu oran, işletmenin likidite durumu hakkında bilgi vermekler birlikte diğer oranları da incelemek gerekir.

Oran analizinde kullanılan bir diğer sayısal bilgi “asit test oranı” olarak isimlendirilir. Bu oranın hesaplanmasında (aynı formül kullanılmakla birlikte cari orandan farklı olarak) dönen varlıklar yerine bundan stokların çıkarılması sonucunda elde edilen değer kullanılır. Asit test oranı, stokların bir yıl gibi kısa vadede nakde çevrilemediği varsayımı altında işletmenin borç ödeme gücü hakkında bilgi verir.

Gelişmiş uluslararası ekonomik ortamlarda asit test oranının 1 dolayında olması beklenir. Eğer oran 1’den büyük ise bu durum işletmenin o dönem için borç ödeme kapasitesinin iyi olduğu şeklinde yorumlanır. Eğer 1’den düşük ise (cari oran gibi diğer oranlar da dikkate alınarak) işletmenin stoklara aşırı derecede bağımlı olduğu yönünde yorum yapılabilir. Asit test oranı, büyük ölçüde imalat ve piyasaya mal sunan ticaret işletmelerinde kullanılır. Stok bulundurmayan hizmet işletmelerinde cari orandan farkı yoktur. Sermaye ve borçlanma piyasaları açısından yeterli gelişkinlikte olmayan ve küçük-orta ölçekli işletmelerin gerekli ilgiyi görmediği ekonomimizde asit test oranı olarak 0,70-0,80 gibi bir oran makul kabul edilir.

Likidite analizinde kullanılan sayısal değerlerden bir başkası “nakit oranı” olarak bilinir. Bu sayısal oran stokların kısa vadede satılamadığı, alacakların zamanında ve beklenen ölçüde tahsil edilemediği varsayımları altında, işletmenin kısa vadeli borçları ödeyebilme imkânını sergileyen bir göstergedir. Oranın hesaplanmasında pay bileşeni (kesrin üst tarafı) olarak hazır değerler ile çok kısa sürede nakde çevrilebilen değerlerin toplamı kullanılır. Bunu nakit ve menkul değerler olarak anlayabiliriz. Oranın payda bileşeni (kesrin alt kısmı) ise gene kısa vadeli borçlardan oluşur.

Olağan durumda nakit oranının 0,20 dolayında olması beklenir. Bu değerin altında olan nakit oranı, stokların satışı ve alacak tahsilâtı şartlarının kötü gelişmesi durumunda işletmenin likidite sorunları yaşayabileceğini gösterir. Burada pek çok ‘iyi görünümlü’ geleneksel firmanın ‘gizli’ sorunu olan bir konudan söz etmeliyiz. Eğer nakit oranı 0,20’nin çok üzerinde ise bu durumda –eğer başkaca makul bir neden yoksa– işletmenin elindeki nakdi atıl ve verimsiz olarak beklettiği yorumu yapılabilir.

Kötü işletme yönetiminin belirtilerinden biri firmanın stok durumudur. Aşırı stok, işletmenin likidite durumunu olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle işletmenin likidite özelliğini sergileme açısından incelenen bir diğer sayısal değer “stok bağımlılık oranı” olarak bilinir. Bu oranın hesaplanmasında pay kısmında (kesrin üst tarafında) kısa vadeli borçlardan nakit ve hızla nakde dönüşebilen menkul değerler çıkarılarak elde edilen sayısal büyüklük kullanılır. Kesrin payda kısmına (kesrin alt tarafına) ise stoklar yazılır. Stok bağımlılık oranı, asit test oranının 1’den düşük çıktığı durumlarda işletmenin stoklara olan bağımlılığını ortaya koyar. Stok bağımlılık oranı, kısa vadeli borçların karşılanması için stokların ne kadarının kısa vadede satılması gerektiği konusunda fikir verir.

Ele alacağımız diğer oran türlerine geçmeden bir noktayı tekrar hatırlamakta yarar var. Söz edilen oranların yararlı olması için sürekli izlenmesi gerekir. Böylece hem zaman ekseninde hem de piyasa sektör ortalamaları ile karşılaştırma imkânı doğar. Böylece işletme kendisini çok daha iyi konumlayabilir; uygun politikaları üretme olanağı yakalar.

Kârlılık Oranları

İşletmenin nakde dönme ve borç ödeme gücünü gösteren likidite oranları yanında firma hakkında mali yorumlar yapabilmek için başka verilere de ihtiyaç duyulur. Bunlar arasında kârlılık, faaliyet ve finansal yapı oranlarını sayabiliriz. Hiç kuşkusuz; bu sayısal değerler kendi başlarına bir anlam ifade etmezler; her orana tek tek ve oranların oluşturduğu resme bir bütün olarak sağlıklı yorumlar üretebilmek gerekir.

Girişimci gelir elde etmek için yatırım yaparak bir işletme kurar. Bu işletme mal ve/veya hizmet satışı yaparak kazanç elde eder. Kâr oranları işletmenin yaptığı yatırıma ve aldığı riske karşılık satışlardan kâr edebilme yeteneğini gösterir. Kârın işletmenin sürdürülebilirliğin ve büyüme potansiyelinin kaynağı olduğunu hatırladığımızda, performans ölçmede kârlılık oranlarının önemi de ortaya çıkar. Kârlılık performansının ve yeteneğinin ölçümü amacıyla ağırlıklı olarak brüt kâr oranı, net kâr oranı, aktif kârlılığı oranı ve özkaynak kârlılığı oranı gibi göstergeler kullanılır.

Brüt kâr, toplam satışlardan satılan mal ve hizmetin maliyetinin düşülmesi ile elde edilir. Bu değerin satışlara oranı “brüt kâr oranı”nı verir. Burada kullanılan kâr değerinden henüz genel yönetim, finansman ve pazarlama giderleri düşülmemiştir. Bu nedenle brüt kâr oranı işletmenin hammadde, işçilik, amortisman gibi maliyetleri yönetme başarısını ortaya koyar.

Net kâr, satışlardan elde edilen gelirden tüm giderlerin ve vergi ödemelerinin düşülmesi sonucu bulunur. Firmanın kâr payı dağıtma ve kendi kaynakları ile yatırım yapma için ihtiyaç duyduğu kaynağı net kâr oluşturur. Net kârın satışlara oranlanması ise “net kâr oranı”nı verir. Brüt ve net kâr oranlarının yüksek olması işletmenin kısa, orta ve uzun vadede sağlıklı yaşaması için istenen özelliktir. Diğer yandan kâr oranları firmanın yer aldığı pazarın yapısına ve ekonominin iç ve dış şartlarına göre değişir. Kâr oranlarının sektörel ortalamalarla karşılaştırılması işletmenin durumunu ortaya koyması açısından değerlidir.

Gözlemlerim, özellikle düşük kârlılık özelliğine sahip pazarlarda yer alan işletmeler için –çoğu zaman yüksek olabilen– genel yönetim giderlerinin kritik önemde olduğunu gösteriyor. Kârlılık oranlarının ortaya konmasından sonra gider kalemlerinin ayrıntılı incelenmesi, yapılabilecek yalın iyileştirmeler için değerli ipuçları verecektir.

Diğer iki oranı, –ilgilenenlerin daha kapsamlı literatür çalışması yapmalarını önererek– kısaca tanımlamakla yetineceğim. “Aktif kârlılığı oranı”, işletmenin sahip olduğu tüm varlıkların kurumsal yönetim tarafından verimli ve etkili kullanılma performansını gösterir. Net kârın ortalama toplam varlıklara oranlanması ile elde edilir; yüksekliği ise başarı ifadesi olarak kabul edilir. “Özkaynak kârlılığı oranı”, bütün giderler düşüldükten sonra firmaya yatırılan sermayenin karşılığı olarak elde edilen getirinin düzeyini gösterir. Net kârın ortalama özkaynaklara oranı şeklinde hesaplanır.

Faaliyet Oranları

Faaliyet oranları işletme varlıklarının kullanım performanslarını ortaya koyar. İşletmenin faaliyetleri ile varlıklarını kâr etmek ve nakit yaratmak için ne kadar etkili ve verimli kullandığını gösterir. Bu oranların da –ilgili mali tablolar kullanılarak– sürekli üretilmesi ve zaman ekseninde izlenmesi beklenir. Faaliyet oranları arasında alacak devir hızı, alacak tahsil süresi, stok devir hızı, stok gün sayısı, aktif devir hızı, borç devir hızı gibi göstergelerin takibi işletme varlık ve faaliyetlerinin iyi kullanımına katkı yapar.

Faaliyet oranlarının önemini basit olarak şöyle ifade edebiliriz. Eğer stokta bekleyen mal ya da tahsil edilmemiş alacak varsa, işletme sermayesi olarak kullanabileceğiniz ve gelir elde edebileceğiniz kaynakları atıl halde bekletiyorsunuz demektir. Genel ilke olarak ortalama olarak stokun hızlı dönmesi ve alacakların hızlı tahsili istenen durumlardır. Eğer faaliyet oranlarına konu olan faaliyetler ve varlıklar için dengeli bir durum oluşturulamazsa, işletme finansman yetersizliği sıkıntısı yaşayabilir. Stok veya alacak olarak varlığı olmasına rağmen nakit akışı ve finansman (işletme sermayesi) sorunları yaşar. Bir firma, kendisini doğru faaliyet (stok, alacak, borç) yönetimi ile nakdi biteviye firma dışına akıtan ve ‘piyasayı finanse eden kârsız banka’ olmaktan alıkoymalıdır.

Finansal Yapı Oranları

Oran analizi çalışmalarının (likidite, kârlılık ve faaliyete ilişkin olanlar yanında) bir başka bölümünü finansal yapı oranları oluşturur. Bu başlık altında işletmenin finansman yapısı değerlendirilmeye çalışılır.

Finansal yapı oranları, işletmenin yatırımlarını ve faaliyetlerini hangi kaynaklardan finanse ettiğini gösterir. Kaldıraç oranları olarak da isimlendirilir. Bu tür sayısal hesaplamaların yapılmasındaki amaç finansal risk, faaliyet riski, yönetim riski ve sektörel risklerin belirlenmesine yardımcı olmaktır. Finansal yapı analizinde borçluluk ıranı, kısa vadeli borçlar oranı, borç özkaynak oranı, faiz ödeme gücü ve banka kredileri oranı gibi sayısal değerler hesaplanır ve yorumlanır.

Finansal yapı analizinde kullanılan sayısal oranlara bazı örnekler verelim. Yatırımların finanse edilmesinde ne ölçüde borç veya öz varlık kullanıldığını gösteren orana “borçlanma oranı” denir. Toplam borcun toplam öz varlığa oranı şeklinde hesaplanır. “Faiz karşılama oranı” faiz ve vergi ödemeleri öncesi net kârın faiz giderlerine oranlanması ile elde edilir. İşletme kârının faiz giderlerini karşılama gücünü ifade eder. İşletmenin incelenen yıla ait faiz gideri ile uzun vadeli borç taksitlerinin işletme kârı ile karşılanma düzeyini gösteren orana “borç yükü karşılama oranı” adı verilir.

Eğer işletmenin elinde yeterli miktarda özkaynak yoksa yatırım ve faaliyetler için borçlanmaya ihtiyaç duyar. Diğer yandan sözü edilen ihtiyaçların borçla karşılanması yukarıda saydığım risklerin artmasına neden olur. Borçlanma düzeyinin yükselmesi ile birlikte bunun finansal maliyetleri –miktar ve/veya oran olarak– yükseltici etki yapması da beklenen bir durumdur. Finansman maliyeti, sonuç olarak mal ve hizmet maliyetlerine yansır; pazardaki rekabet gücünün olumsuz etkilenmesine neden olur.

İşletmelerin kaynak ihtiyaçlarını karşılarken iyi tasarlanmış ve planlanmış bir borçlanma modeli geliştirmeye özen göstermeleri gerekir. Yatırımlar için daha düşük faiz oranlı ve uzun vadeli borçlanma tercih edilirken, kısa ve orta vadeli faaliyetlere ilişkin ihtiyaçlar için kısa sürede kapanabilecek borç türleri seçilebilir.

Bir işletmenin kârlılığı korumak ve geliştirmek gibi stratejilerinden biri finansal yapıyı güçlendirmek olmalıdır. Gerek yatırım gerekse işletme sermayeleri konusunda sıkıntı çeken veya nakit darboğazına düşen işletmelerin büyük bölümünde plansızlık veya kötü planlama geçmişi yer alır. Finansal yapı oranları analizi bir yandan geçmişi değerlendirirken, diğer yandan gelecekteki finans yönetimi için ipuçları verir; borçlu ve yeni borçlanma ihtiyacı duyan işletmelerde bu analiz son derece değerlidir.

Yorumlamak

Yorumlanıp strateji veya politika olarak değerlendirilmediği sürece oran analizi, entelektüel bir çalışma olmanın ötesinde bir anlam ifade etmez. Burada sadece birkaç örneği verilen oranlar, doğru hesaplanmalı ve özenle yorumlanmalıdır. Oran analizi sayesinde işletmenin finansal performansı hakkında değerlendirme yapmayı sağlayacak enformasyon edinilir. Olumlu ve olumsuz finansal gelişmeler hakkında edinilen bilgi, kurumsal strateji ve politikaların oluşturulmasına veya değiştirilmesine imkân tanır.

Oranların tek bir dönem için elde edilmesi yeterli olmaz. Her dönem için izlenen oranlar yeniden hesaplanmalı ve trend analizi yapılmalıdır. Dönemler (örneğin yıllar) arasındaki değişimi görmek için genelde görsel grafikler iyi sonuç verir. Ayrıca sektör ortalamaları ile yapılacak kıyaslamalar işletmenin pazarda ve sektörde nerede durduğunu belirtmesi açısından önemlidir.

Bitirirken

Burada verdiğim özet bilgilerin oran analizi konusunda farkındalık yaratma ve teşvik etme amacı taşıdığını unutmayın. Konu hakkında ilgili kitap ve makaleleri okuyarak, eğitim – danışmanlık hizmeti alarak ve işletmenin muhasebeci veya mali müşavirinin desteğini sağlayarak bilgi ve deneyim düzeyini artırmak gerekir.

Gürcan Banger

( Toplam ziyaret sayısı: 14 , bugünkü ziyaret sayısı: 1 )

BEĞEN – İZLE

About Gürcan Banger

GÜRCAN BANGER elektrik yüksek mühendisi, danışman ve yazardır. Eskişehir Maarif Koleji ve ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunudur. Aynı bölümde yüksek lisans çalışması yaptı. Kamuda mühendislik hizmetleri yapmanın yanında bilişim donanımı ve yazılımı, elektronik, eğitim sektörlerinde işletmeler kurdu, yönetti. Meslek odası ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. 2005’ten bu yana bazı büyük sanayi şirketleri de dâhil olmak üzere çeşitli kuruluşlarda iş kültürü, yönetim, yeniden yapılanma, kümelenme, girişimcilik, stratejik planlama, Endüstri 4.0 gibi konularda kurumsal danışman, iş ve işletme danışmanı ve eğitmen olarak hizmet sunuyor. Üniversitelerde kısmi zamanlı ders veriyor. Raylı Sistemler Kümelenmesi'nde küme koordinatörü olarak görev yaptı. Halen "bizobiz.net Danışmanlık ve Eğitim" firmasında proje koordinatörüdür. Kendini “business philosopher” olarak tanımlıyor. Düzenli olarak blogunda (http://www.bizobiz.net) yazıyor. Değişik konularda yayınlanmış kitapları var. Son çalışmalarından "Endüstri 4.0 Uygulama ve Dönüşüm Rehberi" Kasım 2018'de, “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme” Eylül 2016’da (2018'de 2. baskı), “Endüstri 4.0 Ekstra” Mayıs 2017'de (2018'de 2. baskı), "Aşkın Anlamlar Kitabı" Eylül 2017'de, "Camı Kırık Şiirler Senfonisi (şiir)" 2019'da ve "Yaratıcı Problem Çözme Teknikleri" 2019'da Dorlion Yayınları arasında çıktı. Çeşitli gazete, dergi ve bloglarda yazıları yayınlanıyor. KİTAPLARINDAN BAZILARI: Gürcan Banger, "Yaratıcı Problem Çözme Teknikleri", Dorlion Yayınları, 2019, Ankara. Gürcan Banger, "Endüstri 4.0 Uygulama ve Dönüşüm Rehberi", Dorlion Yayınları, 2018. Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 – Ekstra”, Dorlion Yayınları, 2. baskı, 2018, Ankara. Gürcan Banger, “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme”, Dorlion Yayınları, 2. baskı, 2018, Ankara. Gürcan Banger, “Aşkın Anlamlar Kitabı”, Dorlion Yayınları, Eylül 2017, Ankara. Gürcan Banger, “Sivil Toplum Örgütleri İçin Yönetişim Rehberi”, STGM Yayınları, 2011, Ankara. Gürcan Banger, “Eskişehir'in Şifalı Sıcak Su Zenginliği”, Eskişehir Ticaret Odası Yayınları, 2002. Gürcan Banger, “Siyasal Kalite: Siyasal Kalite Yönetimi”, Bilim Teknik Yayınevi, 2000, İstanbul Gürcan Banger, “C/C++ ve Nesneye Yönelik Programlama”, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul Gürcan Banger, “Pascal: Borland / Turbo 4, 4.5, 5,5, 6,7 ve 7.01”, Bilim Teknik Yayınevi, 1999, İstanbul Gürcan Banger, “Siyasetin Mimarisi”, Ant Matbaacılık Yayıncılık, Haziran 1995, Eskişehir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.